İRAN SAVAŞI KESİNLİKLE dURDURULMALIDIR.
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
Bütün dünya pupa yelkenli hızı ile bir üçüncü dünya savaşı dönemecine doğru sürüklenmektedir . Günümüzde
yaşanmakta olan olayların baş döndürücü hızı giderek insanların nefesini kesme aşamasına
gelmekte ve bir türlü durdurulamayan savaş
süreci de her şeye rağmen tırmanarak
devam etmektedir . En büyük ülkenin yönetiminden en küçük devletlerin
hükümetlerine kadar bu olumsuz gidiş görülmesine rağmen kimse bir şeyler
yapamamakta ve hızla ilerleyen savaş
konjonktürü hiçbir biçimde önlenemez
bir biçimde geleceğe doğru akıp gitmektedir . Herkes bir gün savaş çıkacağını ,
Amerika Birleşik Devletleri ya da İsrail’in
yakın zamanda atom bombası atmak dahil İran’a yönelik bir askeri maceraya kalkışacağını ,Irak’a yönelik askeri
maceradan sonra Orta Doğu’da ikinci
bir savaş döneminin İran’a yönelik
saldırı ile başlayacağını artık herkes görebilmekte ama bu durumu hiç kimse önleyememektedir .
Böylesine bir sürecin Irak savaşı ile başladığı yakın zamanda ikinci adımın
İran savaşı ile bölgede gündeme getirileceği
artık iyice belli olmuş ve bu kesinleşen durumu önleyebilme
doğrultusunda gösterilen çabalarla kesin
bir sonuca varılamamıştır . İran savaşının saati kurulmuştur ve bir saatli bomba gibi yakın bir zamanda
patlayacağı giderek kesinleşmektedir . Saatin tiktakları ve ilerleyen zaman dilimi içinde insanların
uykusunu kaçıracak derecede dakikaların
su gibi akıp gitmesi sonuçsuz kalan
çabaların yansıyan olumsuz bir durumu olarak öne çıkmaktadır.
İran
savaşı da tıpkı Irak savaşı gibi ,bu
ülkenin nükleer santral sahibi olma arzusuna dayandırılmaktadır . İsrail için
en büyük Arap tehdidi olan Irak’ın önce uçaklarla vuralarak nükleer santraldan
vazgeçmesinin sağlanması ve ikinci adımda da dünyanın süper gücü olan Amerikan
ordusunun siyonist İsrail’in kontrolunda bölgeye getirilerek bir devlet olmaktan çıkarılması ve bu
doğrultuda üç ayrı bölgeye bölünmesi üzerine benzeri bir senaryo İran üzerinde
uygulanmak ve bu doğrultuda İran’da beşe
bölünmek istenmektedir . İran gibi iki milyon kilometrekarelik bir ülkede
yaşayan seksen milyon insan tarihin
derinliklerinden gelen Pers geleneğinin günümüzdeki temsilcileri olarak merkezi coğrafyada bir büyük devleti ayakta tutmakta ve insanlıkdışı batı emperyalizmine karşı
direnerek bütün dünya ülkelerine ve mazlum uluslara önemli bir olumlu örnek
yaratmaktadır . Bütün dünyaya egemen olmak ve yeryüzünün tüm zenginliklrine el
koymak isteyen emperyalizm Irak ve
Afganistan sonrasında İran’ı hedef
tahtasına oturttuğu bu aşamada , İran direnerek
kendisini korumakta ama kendisine yönelik bir siyonist saldırı
üzerindende bir üçüncü dünya savaşının
karşı cephesini oluşturmaktadır . Savaşlar karşı tarafların oluşması ile
gündeme geldiklerinden , İran’ın tüm gücü ile ortaya çıkması ve Atlantik emperyalizmine karşı
direnmesiyle üçüncü dünyla savaşının
karşı cephesi kendiliğinden oluşmaktadır . Böylesine bir büyük savaş macerasına
dünyayı sürüklemek isteyen bir avuç
azınlıktaki egemen güçler İran tehdidini
abartarak ve sürekli olarak gündemde tutarak , bir gün üçüncü dünya savaşını
çakarabilmenin hesaplarını yapmaktadırlar .
Savaştan
yana olan güçler savaşlar yolu ile
küresel egemenliklerini koruyabilmenin ve değişen koşullarda sürdürebilmenin
çabası içerisindedirler .Ellerinden
gelse dünyanın her ülkesinde sıcak
çatışma çıkartacak kadar gözü dönmüş savaş lobisi üyelerinin ,sahip oldukları
güç ile İran konusunu sürekli olarak
gündeme getirdikleri ve bu ülkenin
kesinlikle vurulması gerektiğini açıkca
savundukları görülmektedir
.Böylesine olumsuz bir tutumu örgütlü
bir doğrultuda sürdürmekte olan savaş lobisi üyelerinin tüm insanlığın mahvına neden olabilecek bir
üçüncü dünya savaşı kışkırtıcılığı yaptıkları artık kesin olarak
anlaşılmaktadır . İran gibi dünyanın
önde gelen büyük ülkelerinden birisini hedef alacak böylesine bir
senaryonun çok pahalıya gelebilecek
sonuçlarına sonunda herkes katlanmak zorunda kalacaktır .Normal koşullarda hiçbir zaman istenmeyecek bir sıcak
çatışma ya da savaş senaryosunun
,nükleer silahların da kullanılacağı bir üçüncü dünya savaşı sürecine
dönüşmesini bugünkü dünya düzeni önleyemezse ,bu olumsuz durum bütünüyle yerkürenin yok olması da dahil olmak üzere
her türlü kıyamet ve felaket senaryosunun gerçeklik kazanmasına giden yolu
açabilecektir . Bugün gelinen noktada artık sadece İsrail-İran çekişmesini değil
, ABD’nin silah gücü üzerinden insanlığın mahvını esas alarak durum değerlendirilmesi yapılmalıdır .
Böylesine bir düşünce de beraberinde , İran savaşı senaryolarının tümüyle durdurulmasını
ya da devre dışı bırakılmasını zorunlu kılmaktadır .
Irak gibi
sonunda yok olmayı göze alamayan İran’ın kendisini savunması ve bu
doğrultuda ülkesine yönelebilecek her
türlü saldırı ya da tehdide karşı
önlemler geliştirmesini doğal olarak
anlayışla karşılamalıdır . Ulus devletler çağında her devlet , uluslar
arası alandaki rekabet düzenine uygun olarak kendisini diğer devletlerin
tehditlerine karşı koruyabilmek ,devletler arasında oynanmakta olan büyük
oyunda kendisini daha iyi konuma getirebilmek ve her türlü tehdide karşı tam
anlamıyla güvenliğini sağlayabilmek üzere
gereken adımları atarlar ve bu doğrultuda geliştirdikleri politikalar
ile karşı dengeler oluşturarak ulusal çıkarları doğrultusunda daha iyi bir gelecek arayışına yönelirler .İran
sahip olduğu bin yıllık devlet geleneği ile dünya haritası üzerinde bu konumunu
en iyi bir biçimde değerlendirebilen devletlerden birisidir . Yeryüzü
haritasının tam orasında büyük bir devlet olarak binlerce yıl varlığını
koruyabilmek ve geleceğe dönük bir süreçte ,bunu koruyarak geliştirmek kolay bir
iş değildir . Osmanlı İmparatorluğu kendisinden önceki Türk
imparatorluğu olan Selçuklu Devleti gibi tarihin dönüşüm noktasında varlığını ve
birliğini koruyamadığı için dağılmak zorunda kalmış ve onun yerine kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti bugün
merkezi coğrafyada geçmişten gelen
siyasal birikimin temsilcisi olarak bölgesel düzen ve barışın koruyucusu olmağa çaba göstermektedir . Sınır komşusu olan Irak
devletinin haksız bir saldırı ve işgal
sonrasında dağıtılması üzerine bütün bölge devletleri gibi hem İran hem de
Türkiye Cumhuriyeti benzeri bir saldırı
tehdidi ile karşı karşıya bulunmaktadır .
Savaşı
öncelikle kutsal kitabı doğrultusunda
hareket ederek bir Siyonist dünya krallığını Siyon tepesinin üzerinde kurmak
isteyen İsrail istemektedir . Hırıstıyan
dünyasının üçte birini işbirlikçi Evanjelik tarikatının desteği ile bir kıyamet masalı olarak Armegeddon savaşına
ikna etmiş olan uluslar arası Siyonizm ,
İsrail merkezli bir dünya düzeni ardında koşarken , ilk engel olan Irak’ı ABD
ordusunun gücü ile aşmıştır . Şimdi ise
karşısına ikinci engel olarak koskoca İran devleti çıkmaktadır . Küçücük İsrail
, dünyanın en güçlü Siyonist lobilerinin desteği ile ikinci engeli de aşmağa çalışırken İran üzerinden Armegeddon senaryoları
medya ve basın dünyasının en
tepelerinde yer almakta ,bu doğrultuda neoliberal ler ile dinciler arasında
Siyonist lobiler ciddi bir işbirliği ve paralellik sağlayarak küçücük İsrail’i
büyüterek bir dünya imparatorluğuna dönüştürecek kıyamet senaryolarının çığırtkanlığını yapmaktadırlar . Yarım yüzyıl
sonra ,küçük İsrail devletinin bir savaş
mekanizması olarak programlandığı ve bu
nedenle sürekli terör ve savaş uygulayarak
, Büyük İsrail İmparatorluğunun
kurulmağa çalışıldığını artık
bütün dünya yakından bilmektedir . Kurulduğu günden buyana işgalci tutumunu
kesintisiz sürdüren İsrail ,merkezi coğrafyayı sürekli savaş ve sıcak çatışma
ortamına sürüklemiş ve bu
doğrultuda terörü bir devlet politikası
olarak bölge ülkeleri üzerinden tırmandırmıştır . Terör ve savaş İsrail
devletinin milli politikası olarak öne çıkmış ve bütün Siyonist lobilerin
desteği ile tırmandırılarak , küresel Yahudi hegemonyasının temelleri atılmak
istenmiştir .Irak sonrasında İran savaşı ile bu doğrultuda bir adım daha
atılmak ve merkezi coğrafyadaki İran etkisi devre dışı bırakılarak , Hazar ve Sibirya’ya yönelik bir batı hegemonyası bölgeye dayatılmaktadır . Mezopotamya
üzerinde sağlanan yeni hegemonyanın Hazar ve Sibirya bölgelerliyle tamamlanmak istenmesi tam
anlamıyla bir küresel emperyalizm
dayatması olarak öne çıkmaktadır .
İkinci
olarak Amerika Birleşik Devletleri de
bir İran savaşına istekli görünmektedir . ABD yirminci yüzyılın yükselen süper
gücü olarak yirmi birinci yüzyılda
da hegemonyasını devam ettirebilmek
için dünyanın merkezi alanı olan Avrasya bölgesinde
tam anlamıyla bir mutlak kontrol sağlayarak kendisine rakip olarak öne çıkan yeni kutup
merkezi büyük dev ülkeler olan Rusya,Çin ve Hindistan’ın önünü kesmeğe çaba
göstermektedir . ABD kendi üstünlüğünün devamı için merkezi coğrafyada tam bir üstünlük
ararken Amerikan politikasında çok etkili olan petrol,silah,otomotiv endüstrileri de Hazar ve Sibirya bölgelerine girmek ve Avrasya
kıtasının bu iki önemli merkezinde Orta Doğu benzeri bir üstünlük yapılanması
oluşturmak istemektedirler . Petrol ve gaz tekelleri İran ile beraber bütün Hazar ve Sibirya
havzalarının yer altı zenginliklerine el koymağa çalışırken ,otomotiv endüstrisinin dev
tekelleri de bu doğrultuda enerji şirketleriyle beraber hareket
etmektedir. Bu çekişmeden yararlanmak
isteyen silah tekelleri de bölgedeki bütün ülkelere her türlü yeni
silahı satarak ekonomik
üstünlüklüklerini
pekiştirebilmenin arayışı içine
girmişlerdir . ABD devletinin savaş arayışlarını bu üç büyük lobinin
desteklemesi ve lobi üyesi uluslar arası
tekellerin Siyonizmin kıyamet senaryosu doğrultusunda savaş sürecini kışkırtarak tırmandırmaları
,dünyayı geri dönülmez bir aşamaya getirmiştir .Uluslararası alandaki
gelişmeler yakından izlendiğinde ortaya
birbiriyle bağlantılı bir çok gelişme çıkmakta ,olaylar zinciri bir bütün
olarak ele alındığı zaman İran savaşı
riskinin eskisine oranla çok fazla arttığı göze çarpmaktadır .Özellikle İsrail
ve İran arasında yaşanmakta olan gerginliğin her geçen gün yeni bir safhaya
gelmesi ve bunun sonucu olarak da ,bir gece ansızın bir
patlama ile uyanma tehlikesinin
artması ,her an için İran’a yönelik bir
İsrail ya da ABD saldırısının gerçekleşebileceğini göstermektedir .
İsrail’in Büyük İsrail Projesini
gerçekleştirebilmek ve Armegeddon adlı kıyamet senaryosu sonrasında Siyonist dünya krallığı oluşturarak Hz.İsa’yı
geri getirme planları dinci çevreler tarafından
desteklenirken, Evanjelik
tarikatı mensuplarının böylesine bir hedef uğruna militanlığa
kalkıştıkları görülmektedir . İnsanlık için kıyamet oluşturacak bir savaş
snaryosunun atom bombasının kullanılmasına bağlı olduğunu herkes görebilmektedir
. ABD başkanını saf dışı ederek Nükleer
silaha sahip olan İsrail ,Kennedy’nin öldürülmesinden bu yana geçen
zaman zarfında beş yüz civarında
nükleer silaha sahip olabilmiştir
. İsrail kendisi için hak olarak gördüğü bu durumun benzerinin komşularının
eline geçmesini istememektedir . Bu nedenle ,çeyrek yüzyıl önce Irak’ın nükleer
santralını havaya uçuran İsrail şimdilerde İran için de benzeri hava taarruzuna hazırlanmaktadır . ABD’nin yeni
başkanı Kennedy’nin durumuna düşmemek
üzere son derece aktif bir politika ile İsrail’in İran’a yönelik nükleer
saldırısını önlemiş ve bu doğrultuda birbirini izleyen üç nükleer zirve
toplantısı bu yılın ilk altı ayı içerisinde tamamlanmıştır . İsrail’i devredışı
bırakan ABD ilk zirveyi kendi başkentinde yapmış ,ikinci zirve toplantısı
İran’ın başkentinde yapıldıktan sonra üçüncü nükleer zirve Birleşmiş Milletler
genel kurulunda yapılarak İsrail’in İran’a yönelik atom savaşı şimdilik
durdurulmuştur . Daha önceden planlandığı üzere , 20IO’un ilk altı ayı içerisinde İsrail tarafından
başlatılması düşünülen nükleer savaşa uluslar arası toplum izin vermemiştir .
İlk iki dünya savaşından dersler çıkaran dünya toplumu , önde gelen büyük
devletlerin öncülüğü ile üçüncü dünya savaşına giden yolda İsrail’in İran’a yönelen atom saldırısı büyük çabalar ile durdurulabilmiştir . İnsanlık
şimdilik bu yılı kurtarmış görünmesine rağmen alttan alta savaş lobilerinin
Siyonist gücün yönetiminde bir nükleer
savaş çıkarttırabilmek üzere uğraşmağa devam ettikleri göze çarpmaktadır . Kesinlikle
savaşa koşullanmış kesimler dünya
barışını ortadan kaldıracak her fırsatı
değerlendirerek kışkırtıcılığa devam
etmektedirler .
Nükleer
zirveler sayesinde İsrail’i durdurabilen ABD yönetimi ile Siyonist devlet arasında bir pazarlık kendiliğinden
ortaya çıkmış ,Amerikan yönetimi İsrail’i nükleer saldırıdan vazgeçirebilmek
amacıyla kendisinin İran’ı vuracağı konusunda
Yahudilere söz vermiştir . ABD ,
Avrupa Birliği Çin ve Rusya ile işbirliği yaparak ,İsrail’e karşı bir anti-nükleer cephe ortaya çıkarırken , İsrail
yalnız kalmış ve sonunda dünya devlerine karşı meydan okumaktansa , kendisini
rahatlatacak bir doğrultuda ABD ile
İran’ın kesinlikle vurulması konusunda
prensip anlaşması yapmıştır . Irak engelini aşan İsrail ,Orta Doğu’da giderek bir Şii emperyalizmi
uygulamakta olan İran baskısından kurtulabilmek için ABD’nin sonunda İran’ı vurması için tüm
lobileri aracılığı ile baskı yapmıştır . Amerikan yönetiminin önceliği bir
nükleer savaşın önlenmesi olduğu için , Çin ve Rusya ile beraber İngiltere ve Fransa gibi Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyinin tüm üyeleri ABD ile beraber anti-nükleer oluşumun önünde yer almışlardır . Öncelik
insanlığın nükleer tehlikeden kurtarılması olduğu için , İsrail’i bu konuda
durdurabilmenin yolu ,ABD tarafından
İran’ın vurulması biçiminde formüle edilmiştir . Önceliği İsrail’in
durdurulmasına veren ABD yönetimi , nükleer zirveler ve Birleşmiş Milletler
örgütünün yakın desteği ile bunu sağlayınca , geleceğe yönelik olarak yeni bir
savaş hazırlığı dönemine girmiştir .
İsrail kadar ABD için de Avrasya
stratejisinde en büyük tehditlerden birisi olarak öne çıkan İran’ın aşılması
gerektiğinden Amerikan yönetimi , kendisini zorlayan üç büyük ekonomik lobinin istekleri
doğrultusunda bir savaş hazırlığını başlatmıştır . Silah şirketleri bu işin
gönüllü hazırlayıcılığını yaparlarken , petrol ve enerji devleri de İran gücünden kurtulabilmek için Amerikan yönetimini savaşa yönlendiren
girişimlerini hızlandırmışlardır . Küresel medyayı denetim altında tutan Siyonist lobilerin de böylesine bir savaş yöneliminin önünü açmağa çalıştıkları
ve destekledikleri görülmüştür .
Geçen hafta
içerisinde Suudi Arabistan devletinin
altmış milyar dolarlık büyük bir silah alımını Amerikan silah şirketleri
üzerinden yaptığı resmen çeşitli basın
organları tarafından açıklanmıştır .Suudi Krallığı gibi bir yönetime sahip olan
Arabistan’ın İran savaşı sürecinde bu
kadar büyük bir silah alımına yönelmesi karşısında , ABD’nin İran savaşı
sırasında yalnız kalmayacağını özellikle
Suudi Arabistan üzerinden Orta Doğu’daki Arap potansiyelini İran’a karşı kullanmak istediğini göstermektedir . Saddam rejiminin oluşturduğu
Sünni set ortadan kalkınca , İran Orta Doğu’nun Şiilik üzerinden patronu
konumuna gelmiştir . İsrail yüzünden
Saddam’ı yıkan ABD ,daha sonra pişman olmuş ama yeniden Saddam’ı geri getiremiyeceği için İran’ın örgütlediği Şii
emperyalizmi ile uğraşmak zorunda
kalmıştır . Suriye’deki Nasturi yönetimi
, Lübnan’daki Şii Arap potansiyeli ile
Irak’ın güneyi ve Arabistan’ın kuzeyindeki Şii Arapların tamamı zaman
içerisinde İran’ın kontrolu altına girince , Irak’ın yıkılması nedeniyle bir
İran Şii emperyalizmi uygulaması Orta Doğu üzerinde kendiliğinden gündeme
gelmiştir . İran merkezi coğrafyadaki
Şii topluluklar üzerinden etkisini artırınca Yemen’e ve Somali’ye kadar
inebilmiş ve bu bölgedeki ağırlığını artırarak Kızıldeniz’e kadar hegemonya
alanını Şiiler üzerinden yaygınlaştırmıştır . İsrail ve ABD ikilisi Arab
ülkelerindeki Sünni bütünleşmesini Saddamı yıkarak devredışı bırakınca , arkadan
gelen İran’ın Şii emperyalizmini
önleyememişlerdir . İran bugün eskisinden daha fazla güçlü bir konuma gelerek ,
bütün İslam dünyası içinde Şii topluluklar üzerinden etkisini artırmış ve kısa
zamanda en büyük ve güçlü İslam devleti
olarak ortaya çıkmıştır . İran’ın bu genişleyen
hegemonyası karşısında, İsrail iyice köşeye sıkışmış , ABD ise
giderek merkezi coğrafyadaki etkisini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya
kalmıştır . Böylesine istenmeyen bir duruma sürüklenen ABD ve İsrail ikilisi
için , İran’ın önünün kesilmesi ve Orta
Doğu’da Saddam sonrasında gündeme gelmiş olan Şii emperyalizminin önlenebilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır . İşte bu yeni
olumsuz durumda İran’ın vurulması gerektirmekte ve merkezi coğrafyaya gelmiş
olan Amerikan gücü geri adım atmak
istememektedir .
İran’ın
Amerika tarafından vurulmak istenmesinin
ikinci nedeni de Çin’in bu ülkeye hızla yerleşmesidir . Yıllarca Afyon savaşı ile uyutularak kendi ülkesine
hapsedilen Çin , uyanan bir dev olarak dünya gündemine geldiğinde hızla bir emperyal güç konumuna gelerek , bütün Asya kıtasındaki
ülkeler ile yakından ilgilenmeğe ve bunlara tıpkı ABD ve batılı emperyal
ülkeler gibi içeriden gizlice sızarak ,kendi çıkarları doğrultusunda bu ülkeleri yönlendirmeğe
çalıştığı son yıllardaki gelişmeler ile
ortaya çıkmıştır . Soğuk savaş sonrasında dünyaya açılan Çin halk Cumhuriyeti önce kendisini toparlamış ve
daha sonra da yeni süper güç olarak
uluslar arası alanda etkili olmağa başlamıştır . Önce Tayvan üzerinde
hak ileri süren Çin sırasıyla Nepal,Bhutan,Kırgızistan,Tacikistan, ve Birmanya
gibi ülkelerdeki etkinliğini artırmağa başlamıştır . Ayrıca Hindistan ile anlaşarak Hint okyanusunda ortak askeri manevraları Amerikan saldırganlığına karşı
geliştirmiştir. Rusya ile bir araya gelerek Şangay örgütünü de oluşturan
Çin , orta Asya ülkeleriyle bir araya gelerek Avrasya bölgesindeki otorite boşluğunu doldurmağa ve böylece
Amerikan saldırganlığının önünü kesmeğe
çaba göstermiştir .Her geçen gün artan enerji gereksinimlerini karşılayabilmek amacıyla İran-Çin petrol boru hattı döşenmiş ve
böylece İran’ın enerji kaynaklarının Çin’e yönelmesi
sağlanmıştır .İsrail gerginliği yüzünden İran’ı karşısına almak zorunda kalan
ABD yönetimi ,böylesine olumsuz koşullarda İran’ın enerji kaynakları üzerinde
Çin’in öne çıkmasını önleyememiştir . Boru hatları üzerindn Çin ile İran
arasında sıkı bir enerji koridoru açılırken , batı ile karşı karşıya alan İran
daha fazla Çin’in kucağına doğru kaymıştır .İran ile başlayan enerji alışverişi doğrultusunda Çin’de İran’a yeni
yatırımlar başlatarak bu ülkeye ekonomik anlamda girmiştir . Çin aldığı enerji
karşılığında hem bu ülkeye yeni yatırımlar yapmış hem de giderek artırdığı
üretimini kullanarak İran’a fazlasıyla
mal satmağa başlamıştır . Böylece bir anlamda Asya’nın doğusu ve batısı
arasında Çin-İran koridoru oluşturulmuş Orta Asya bölgesi bir İran ve Çin
kıskacı arasına alınmıştır . Dünya hegemonyası uğruna yıllardır Afganistan’da
savaşarak emperyal bir Avrasya
stratejisi izleyen Amerika Birleşik
Devletleri , Çin ile İran arasında başlatılmış olan bu yakınlaşma ve ekonomik
entegrasyondan fazlasıyla rahatsız
olmuştur . ABD açısından İran’ın
vurulmasındaki ana nedenlerden birisi de
Çin’in bu ülkeye tam anlamıyla girmesidir .Ayrıca tıpkı ABD’nin Türkiye’ye girişi gibi yeni bir
sürecin Çin-İran entegrasyonu ile başlaması da ,gelecekte İran üzerinden Çin’in
dünyanın merkezi alanına müdahale etmek istemesidir . Çin’in İran üzerinden
Orta Doğu ve Ön Asya bölgelerine müdahale etmesi de merkezi alandaki ABD,İsrail
ve batı hgemonyasını sona erdireceği için ,İran üzerinden bölgdeki bütünŞii
toplulukları Çin emperyalizminin batı
insiyatiflerine karşı kullanabilmesi olanağı doğacaktır . Şu an ,İran’ın
batıya karşı sürdürdüğü dineşin arkasındaki asıl gücün Çin olduğu her geçen gün
biraz daha anlaşılmakta ve İran’a giren Çin’in önümüzdeki dönemde merkezi
coğrafyanın yeni egemen gücü olabileceği görülmektedir .
Yeni başlayan
Çin ve İran ortaklığının dünyadaki bütün dengeleri değiştireceğinin oraya
çıkması üzerine , dünyanın diğer güçleri böylesine bir bütünleşmeyi önleme doğrultusunda yeni adımlar atmak
zorunda kalmışlardır . Özellikle Rusya İran’ı Çin’e kaptırmamak üzere bu ülke
ile yeni yakınlaşma denemelerine kalkışmış,İran’ın atom santralı kurma işinde
fazlasıyla yardımcı olarak Buşehr
Nükleer Santralının kurulması işini yürütmüştür . İran’a nükleer santral
kuran , zenginleştirilmiş uranyum yakıtı sağlayan , atom bombası yapma
sürecinde İran’ın ihtiyacı olan her
türlü yardımı yapan Rusya devletinin
,önümüzdeki dönemde Çin’in İran’ı içeriden ele geçirme girişimlerine
karşıda yeni bir denge arayışı içerisine
gireceği ve bu doğrultuda yeni politik girişimleri kalkıştığı görülmektedir .
Özellikle Putin yönetiminin Hazar denizine kıyısı olan bütün ülkeleri bir Hazar
Kardeşliği platformunda bir araya getirmesi ve böylesine bir Hazar dayanışması
içerisine girmesi önem taşımaktadır . Rusya
‘nın Avrupa ülkeleriyle kurmuş olduğu enerji yolunun benzeri bir yolu İran’ın
Çin ile kurmasına pek de istekli olmadığı ve zaman içerisinde izleyeceği
politikalar ile böylesine bir oluşumu
önleyeceği gibi bir hava sezilmektedir . Batı emperyalizminin Hazar ve
Sibirya havzalarını ele geçirmek üzere Avrasya bölgesine yönelik olarak
geliştirdiği saldırı savaşlarına karşı Çin ile bir araya gelerek Şangay
örgütünü kuran Rusya’nın yeni dönemde çok yönlü dengelere girerek ,bir Çin ve
İran bütünleşmesini önleyeceği anlaşılmaktadır . İşte bu aşamada Amerika
devreye girmekte ve hem Çin’e hem de
İran’a karşı Rusya’yı dolaylı yollardan desteklemektedir . ABD emperyalizmi
dışarıdan İsrail destekli İran karşıtlığı politikalarını tırmandırırken , Rusya
ile çok yönlü dengelere oynamakta ,Rusya’nın Avrupa ülkelerine enerji satmasına
karşı çıkmazken , Rusya ile dolaylı yollardan işbirliği yaparak Çin’in İran’ı
ele geçirmesinde izlediği yolu Rusya’nın kesmesini dolaylı olarak desteklemektedir . Bir anlamda İran’ı kullanarak Çin’in dünyanın merkezinde
egemen duruma geçmesini önlemek üzere Amerika Rusya ile işbirliğini arka planda
geliştirmekte ve dolaylı yollardan Rusya’nın İran üzerinde etkili olmasını
sağlayarak ,Çin’in bu ülkeyi içeriden ele geçirmesini önlemek istemektedir . Şangay
örgütünün iki kurucu üyesini İran üzerinde karşı karşıya getiren bir politikayı
ABD’nin çok dikkatli olarak geliştirdiği
ve böylece dışarıdan vurmakta zorlandığı
İran’ın karşı tepki olarak Çin’in baskısı altına girmesini önlemeğe çalıştığı
anlaşılmaktadır .
İsrail merkezi
coğrafyaya egemen olabilmek için ABD ile Irak’ı vurduktan sonra bir de Türk-İran savaşı kışkırtıcılığına yönelmiştir
. İsrail Siyonizmi bir anlamda iti ite kırdırmak olarak açıklanabilcek bir
strateji ile iki sınır komşusu büyük ülkeyi birbirine karşı kışkırtarak bir Türk-İran savaşı nın ardında koşmuştur .
İkinci dünya savaşı sonrasında Orta
Doğu’ya gelen ve gizlice Türkiye’yi içeriden ele geçiren ABD emperyalizmini
Siyonist lobileri aracılığı ile kullanarak
Türkiye ve İran’ı birbirine karşı kışkırtmağa çalışan İsrail ,yarım yüzyılı
geçen çabalarına rağmen bu planında başarısız olmuşy ve iki büyük komşu ülkeyi
birbiriyle savaştıramamıştır . Amerika’nın çok uzak olması , İsrail’in de çok
küçük kalması nedeniyle İran savaşını Türkiye üzerinden tezgahlamaya çalışan
Siyonizm ve Atlantik emperyalizmi,her türlü kışykırtmayı gerçekleştirmelerine
rağmen bu planlarını bir türlü uygulamaya aktaramamışlar ve bu nedenle
İran savaşı ile ilgili olarak başka senaryolara yönelmek zorunda kalmışlardır . İsrail Kürt bölücü
terörünü iki ülkeyi birbirine karşı kışkırtabilmek için zorlarken , ABD de iki
ülke arasındaki rejim farkını devreye sokarak bir çatışma ortamı arayışı
içerisinde olmuştur . Ne var ki , bu gibi oyunların iyice açığa çıkmasından
sonra ,şimdilerde ABD’nin daha farklı politikalar aracılığı ile Türkiye’yi İran’a karşı kullanmak
istediği görülmektedir . ABD Rusya’yı
İran’a dolaylı olarak yönlendirirken , Türkiye’yi de gene dolaylı olarak
Rusya’ya yönlendirmekte ve böylece bir Türk-İran dayanışmasının batı hegemonyasına
karşı oluşmasını önlemeğe çalışmaktadır . Soğuk savaş dönemindeki Rus
partnerini giderek arayan ABD ,yeni dönemde Avrupa ve Çin gibi iki büyük
rakibine karşı Rusya ile bir tahterevalli
politikasına yönelmekte,böylece çok kutuplu dünyada Rusya ile paslaşarak
diğer kutup merkezlerinin önünü kesmeğe çalışmaktadır . Türkiye üzerinden
kurulmakta olan bu Tahterevalli’de Türkiye Rusya’ya doğru itilerek İran ile
yakınlaşmasına set çekilmektedir . Böylece Atatürk döneminde gerçekleşmiş olan
Türk-İran ortaklığına dayanan yeni bir Sadabat Paktı gibi bölgesel dayanışma paktı önlenmeğe çalışılmakta ve
İran yalnız bırakılarak ,gerektiği zaman vurulmak üzere köşeye sıkıştırılmağa
çalışılmaktadır . Çok kutuplu dünyanın yeni dengelerinde küresel politikalar
her geçen gün değişirken , kutup merkezleri ile beraber Türkiye gibi diğer
büyük ülkelerinde yeni gelişmeler ve ittifakları çok yakından ve dikkatli
olarak izleyerek hareket etmesi dünya barışının korunabilmesi açısından gerekli
olmaktadır . Yeni koşullarda dünya dengeleri dikkatli olarak korunabilirse ve
barışçı çizgide yeniden oluşturulabilirse o zaman , hiçbir ülkenin ya da
devletin çıkarları doğrultusunda kasıtlı olarak savaş çıkarabilmek mümkün olamıyacaktır .
Irak savaşı
sonrasında başlatılmış olan İran’a savaş sürecinin acilen durdurulması gerekmektedir . Eğer İran’a İsrail ya da ABD
tek başlarına saldırırlarsa bütün dünya ülkeleri bu haksız savaşa karşı
çıkacaklardır . O zaman yalnız kalacak olan
ABD ve İsrail ikilisi zorunlu
olarak Atom bombası kullanacaklar ve böylesine bir durum da diğer atom silahına
sahip olan ülkelerin savunma amaçlı olarak nükleer silahlara başvurmasını
gündeme getirecektir .,Soğuk savaş döneminde kurulmuş olan dehşet dengesinin
günümüzde de korunması gerekmektedir . İsrail’in gözü dönmüş Siyonistlerinin nüler bombaların düğmesine basmasına dünya
kamuoyu izin vermemelidir . ABD’nin ise nükleer zirvelerde olduğu gibi gene
dünyanın diğer büyük ülkeleriyle beraber Birleşmiş Milletler örgütünün çatısı
altında dünya barışı için çalışmalarını sürdürmesi yararlı olacaktır . Irak
savaşında iki milyon insan yok yere feda edilmiştir . İran savaşında ise insan
kaybının bunun en az on misli olacağı ve nükleer silah kullanılması
noktasında ise merkezi coğrafyanın
bütünüyle yaşanmaz bir duruma geleceği uzmanlar tarafından ifade edilmektedir .
Benden sonra tufan zihniyeti ya da benim olmuyorsa başkasının hiç olmasın
yaklaşımı çerçevesinde hareket edebilecek ihtiraslı politikacılar ya da lobiler
insanlığın başını İran savaşı üzerinden derde sokamamalıdırlar . Böylesine bir
hedef için yeni bir Dünya Barışı hareketine ihtiyaç bulunmaktadır . Savaşa
karşı çıkan ve dünyada yeni bir barış düzeni kurulmasından yana olan herkesi
çatısı altında buluşturacak bir barış hareketinin acilen oluşturulması ve bu
doğrultuda Birleşmiş Milletlerin daha güçlü bir örgütlenme ile öne çıkarak ,bir
üçüncü dünya savaşının yeryüzünü mahvetmesi acilen önlenmelidir . Türkiye hedef
ülke İran’ın yakın komşusu ve akrabası olarak
bu konuda daha aktif politikalar ile öne geçebilmeli ,nüfusunun
yarısından fazlası Türk asıllı olan sınır komşusu üzerinden savaş
belasının bütün merkezi alanı tehdit etmesine karşı önlemleri komşularıyla
beraber alarak , dünya barışını merkezde güvence altına alabilmelidir .

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder