4 Haziran 2018 Pazartesi

ANKARA KALESİ (003) "İRAN SAVAŞI KESİNLİKLE DURDURULMALIDIR." Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN


ANKARA KALESİ
İRAN SAVAŞI KESİNLİKLE dURDURULMALIDIR.
Prof. Dr. ANIL  ÇEÇEN
                 Bütün  dünya  pupa yelkenli hızı ile  bir üçüncü dünya savaşı  dönemecine doğru sürüklenmektedir . Günümüzde yaşanmakta olan olayların baş döndürücü hızı giderek  insanların nefesini kesme aşamasına gelmekte  ve bir türlü durdurulamayan savaş süreci de  her şeye rağmen tırmanarak devam etmektedir . En büyük ülkenin yönetiminden en küçük devletlerin hükümetlerine kadar bu olumsuz gidiş görülmesine rağmen kimse bir şeyler yapamamakta ve hızla ilerleyen savaş  konjonktürü  hiçbir biçimde önlenemez bir biçimde geleceğe doğru akıp gitmektedir . Herkes bir gün savaş çıkacağını , Amerika Birleşik Devletleri ya da İsrail’in  yakın zamanda  atom bombası  atmak dahil İran’a yönelik bir askeri  maceraya kalkışacağını ,Irak’a yönelik askeri maceradan sonra  Orta Doğu’da ikinci bir  savaş döneminin İran’a yönelik saldırı ile başlayacağını artık herkes görebilmekte ama  bu durumu hiç kimse önleyememektedir . Böylesine bir sürecin Irak savaşı ile başladığı yakın zamanda ikinci adımın İran savaşı ile bölgede gündeme getirileceği  artık iyice belli olmuş ve bu kesinleşen durumu önleyebilme doğrultusunda  gösterilen çabalarla kesin bir sonuca varılamamıştır . İran savaşının saati kurulmuştur ve  bir saatli bomba gibi yakın bir zamanda patlayacağı giderek kesinleşmektedir . Saatin tiktakları ve  ilerleyen zaman dilimi içinde insanların uykusunu kaçıracak derecede  dakikaların su gibi akıp gitmesi  sonuçsuz kalan çabaların  yansıyan olumsuz bir  durumu olarak öne çıkmaktadır.
             İran savaşı da tıpkı Irak savaşı gibi  ,bu ülkenin nükleer santral sahibi olma arzusuna dayandırılmaktadır . İsrail için en büyük Arap tehdidi olan Irak’ın önce uçaklarla vuralarak nükleer santraldan vazgeçmesinin sağlanması ve ikinci adımda da dünyanın süper gücü olan Amerikan ordusunun siyonist İsrail’in kontrolunda bölgeye getirilerek  bir devlet olmaktan çıkarılması ve bu doğrultuda üç ayrı bölgeye bölünmesi üzerine benzeri bir senaryo İran üzerinde uygulanmak  ve bu doğrultuda İran’da beşe bölünmek istenmektedir . İran gibi iki milyon kilometrekarelik bir ülkede yaşayan seksen milyon  insan tarihin derinliklerinden gelen Pers geleneğinin günümüzdeki temsilcileri olarak  merkezi coğrafyada bir büyük devleti  ayakta tutmakta ve   insanlıkdışı batı emperyalizmine karşı direnerek bütün dünya ülkelerine ve mazlum uluslara önemli bir olumlu örnek yaratmaktadır . Bütün dünyaya egemen olmak ve yeryüzünün tüm zenginliklrine el koymak isteyen emperyalizm  Irak ve Afganistan sonrasında  İran’ı hedef tahtasına oturttuğu bu aşamada  , İran direnerek kendisini korumakta   ama  kendisine yönelik bir siyonist saldırı üzerindende bir üçüncü dünya savaşının  karşı cephesini oluşturmaktadır . Savaşlar karşı tarafların oluşması ile gündeme geldiklerinden , İran’ın tüm gücü ile ortaya çıkması ve  Atlantik emperyalizmine karşı direnmesiyle  üçüncü dünyla savaşının karşı cephesi kendiliğinden oluşmaktadır . Böylesine bir büyük savaş macerasına dünyayı sürüklemek isteyen  bir avuç azınlıktaki egemen güçler  İran tehdidini abartarak ve sürekli olarak gündemde tutarak , bir gün üçüncü dünya savaşını çakarabilmenin hesaplarını yapmaktadırlar .
           Savaştan yana olan güçler  savaşlar yolu ile küresel egemenliklerini koruyabilmenin ve değişen koşullarda sürdürebilmenin çabası içerisindedirler  .Ellerinden gelse  dünyanın her ülkesinde sıcak çatışma çıkartacak kadar gözü dönmüş savaş lobisi üyelerinin ,sahip oldukları güç ile  İran konusunu sürekli olarak gündeme getirdikleri ve  bu ülkenin kesinlikle vurulması gerektiğini  açıkca  savundukları  görülmektedir .Böylesine  olumsuz bir tutumu örgütlü bir doğrultuda sürdürmekte olan savaş lobisi üyelerinin  tüm insanlığın mahvına neden olabilecek bir üçüncü dünya savaşı kışkırtıcılığı yaptıkları artık kesin olarak anlaşılmaktadır . İran gibi  dünyanın önde gelen büyük ülkelerinden birisini hedef alacak böylesine bir senaryonun  çok pahalıya gelebilecek sonuçlarına sonunda herkes katlanmak zorunda kalacaktır  .Normal  koşullarda hiçbir zaman istenmeyecek bir sıcak çatışma ya da savaş senaryosunun  ,nükleer silahların da kullanılacağı bir üçüncü dünya savaşı sürecine dönüşmesini bugünkü dünya düzeni önleyemezse ,bu olumsuz durum bütünüyle  yerkürenin yok olması da dahil olmak üzere her türlü kıyamet ve felaket senaryosunun gerçeklik kazanmasına giden yolu açabilecektir . Bugün gelinen noktada artık sadece İsrail-İran çekişmesini  değil  , ABD’nin silah gücü üzerinden insanlığın mahvını esas alarak  durum değerlendirilmesi yapılmalıdır . Böylesine bir düşünce de beraberinde , İran savaşı senaryolarının tümüyle durdurulmasını ya da devre dışı bırakılmasını zorunlu kılmaktadır .
         Irak gibi sonunda yok olmayı göze alamayan İran’ın kendisini savunması ve bu doğrultuda  ülkesine yönelebilecek her türlü saldırı ya da tehdide karşı  önlemler geliştirmesini doğal olarak  anlayışla karşılamalıdır . Ulus devletler çağında her devlet , uluslar arası alandaki rekabet düzenine uygun olarak kendisini diğer devletlerin tehditlerine karşı koruyabilmek ,devletler arasında oynanmakta olan büyük oyunda kendisini daha iyi konuma getirebilmek ve her türlü tehdide karşı tam anlamıyla güvenliğini sağlayabilmek üzere  gereken adımları atarlar ve bu doğrultuda geliştirdikleri politikalar ile karşı dengeler oluşturarak ulusal çıkarları doğrultusunda  daha iyi bir gelecek arayışına yönelirler .İran sahip olduğu bin yıllık devlet geleneği ile dünya haritası üzerinde bu konumunu en iyi bir biçimde değerlendirebilen devletlerden birisidir . Yeryüzü haritasının tam orasında büyük bir devlet olarak binlerce yıl varlığını koruyabilmek ve geleceğe dönük bir süreçte ,bunu koruyarak geliştirmek  kolay bir  iş değildir . Osmanlı İmparatorluğu kendisinden önceki Türk imparatorluğu olan Selçuklu Devleti gibi tarihin dönüşüm noktasında varlığını ve birliğini koruyamadığı için dağılmak zorunda kalmış ve onun yerine  kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti bugün merkezi coğrafyada  geçmişten gelen siyasal birikimin temsilcisi olarak bölgesel düzen ve barışın koruyucusu olmağa  çaba göstermektedir . Sınır komşusu olan Irak devletinin  haksız bir saldırı ve işgal sonrasında dağıtılması üzerine bütün bölge devletleri gibi hem İran hem de Türkiye Cumhuriyeti benzeri bir  saldırı tehdidi ile karşı karşıya bulunmaktadır .
       Savaşı öncelikle  kutsal kitabı doğrultusunda hareket ederek bir Siyonist dünya krallığını Siyon tepesinin üzerinde kurmak isteyen İsrail  istemektedir . Hırıstıyan dünyasının üçte birini işbirlikçi Evanjelik tarikatının desteği ile bir  kıyamet masalı olarak Armegeddon savaşına ikna etmiş olan  uluslar arası Siyonizm , İsrail merkezli bir dünya düzeni ardında koşarken , ilk engel olan Irak’ı ABD ordusunun gücü ile aşmıştır . Şimdi  ise karşısına ikinci engel olarak koskoca İran devleti çıkmaktadır . Küçücük İsrail , dünyanın en güçlü Siyonist lobilerinin desteği ile ikinci engeli de aşmağa çalışırken  İran üzerinden Armegeddon  senaryoları  medya ve basın dünyasının  en tepelerinde yer almakta ,bu doğrultuda neoliberal ler ile dinciler arasında Siyonist lobiler ciddi bir işbirliği ve paralellik sağlayarak küçücük İsrail’i büyüterek bir dünya imparatorluğuna dönüştürecek  kıyamet senaryolarının  çığırtkanlığını yapmaktadırlar . Yarım yüzyıl sonra ,küçük İsrail devletinin  bir savaş mekanizması olarak programlandığı  ve bu nedenle sürekli terör ve savaş uygulayarak  , Büyük İsrail İmparatorluğunun  kurulmağa çalışıldığını  artık bütün dünya yakından bilmektedir . Kurulduğu günden buyana işgalci tutumunu kesintisiz sürdüren İsrail ,merkezi coğrafyayı sürekli savaş ve sıcak çatışma ortamına sürüklemiş   ve bu doğrultuda  terörü bir devlet politikası olarak bölge ülkeleri üzerinden tırmandırmıştır . Terör ve savaş İsrail devletinin milli politikası olarak öne çıkmış ve bütün Siyonist lobilerin desteği ile tırmandırılarak  , küresel  Yahudi hegemonyasının temelleri atılmak istenmiştir .Irak sonrasında İran savaşı ile bu doğrultuda bir adım daha atılmak ve merkezi coğrafyadaki  İran  etkisi devre dışı bırakılarak ,  Hazar ve Sibirya’ya yönelik bir  batı hegemonyası bölgeye dayatılmaktadır . Mezopotamya üzerinde sağlanan yeni hegemonyanın Hazar ve Sibirya  bölgelerliyle tamamlanmak istenmesi tam anlamıyla bir küresel  emperyalizm dayatması olarak  öne çıkmaktadır .
             İkinci olarak Amerika Birleşik Devletleri  de bir İran savaşına istekli görünmektedir . ABD yirminci yüzyılın yükselen süper gücü olarak  yirmi birinci yüzyılda da  hegemonyasını devam ettirebilmek için  dünyanın merkezi alanı olan Avrasya  bölgesinde  tam anlamıyla  bir  mutlak kontrol sağlayarak  kendisine rakip olarak öne çıkan yeni kutup merkezi büyük dev ülkeler olan Rusya,Çin ve Hindistan’ın önünü kesmeğe çaba göstermektedir . ABD kendi üstünlüğünün devamı için  merkezi coğrafyada tam bir üstünlük ararken  Amerikan politikasında  çok etkili olan  petrol,silah,otomotiv endüstrileri de  Hazar ve Sibirya bölgelerine girmek ve Avrasya kıtasının bu iki önemli merkezinde Orta Doğu benzeri bir üstünlük yapılanması oluşturmak istemektedirler . Petrol ve gaz tekelleri  İran ile beraber bütün Hazar ve Sibirya havzalarının yer altı zenginliklerine el koymağa  çalışırken ,otomotiv endüstrisinin dev tekelleri de  bu doğrultuda  enerji şirketleriyle beraber hareket etmektedir. Bu çekişmeden yararlanmak  isteyen   silah tekelleri de  bölgedeki bütün ülkelere her türlü yeni silahı satarak ekonomik  üstünlüklüklerini  pekiştirebilmenin  arayışı içine girmişlerdir . ABD devletinin savaş arayışlarını bu üç büyük lobinin desteklemesi ve  lobi üyesi uluslar arası tekellerin  Siyonizmin  kıyamet senaryosu doğrultusunda  savaş sürecini kışkırtarak tırmandırmaları ,dünyayı geri dönülmez bir aşamaya getirmiştir .Uluslararası alandaki gelişmeler yakından izlendiğinde  ortaya birbiriyle bağlantılı bir çok gelişme çıkmakta ,olaylar zinciri bir bütün olarak ele alındığı zaman  İran savaşı riskinin eskisine oranla çok fazla arttığı göze çarpmaktadır .Özellikle İsrail ve İran arasında yaşanmakta olan gerginliğin her geçen gün yeni bir safhaya gelmesi ve bunun sonucu olarak da ,bir gece ansızın  bir  patlama ile uyanma  tehlikesinin artması ,her an için  İran’a yönelik bir İsrail ya da ABD saldırısının gerçekleşebileceğini göstermektedir .
        İsrail’in  Büyük İsrail Projesini gerçekleştirebilmek  ve  Armegeddon adlı kıyamet senaryosu sonrasında  Siyonist dünya krallığı oluşturarak Hz.İsa’yı geri getirme planları dinci çevreler tarafından  desteklenirken, Evanjelik  tarikatı mensuplarının böylesine bir hedef uğruna militanlığa kalkıştıkları görülmektedir . İnsanlık için kıyamet oluşturacak bir savaş snaryosunun atom bombasının kullanılmasına bağlı olduğunu herkes görebilmektedir . ABD başkanını saf dışı ederek Nükleer  silaha sahip olan İsrail ,Kennedy’nin öldürülmesinden bu yana geçen zaman zarfında beş yüz civarında  nükleer  silaha sahip olabilmiştir . İsrail kendisi için hak olarak gördüğü bu durumun benzerinin komşularının eline geçmesini istememektedir . Bu nedenle ,çeyrek yüzyıl önce Irak’ın nükleer santralını havaya uçuran İsrail şimdilerde İran için de benzeri hava  taarruzuna hazırlanmaktadır . ABD’nin yeni başkanı  Kennedy’nin durumuna düşmemek üzere son derece aktif bir politika ile İsrail’in İran’a yönelik nükleer saldırısını önlemiş ve bu doğrultuda birbirini izleyen üç nükleer zirve toplantısı bu yılın ilk altı ayı içerisinde tamamlanmıştır . İsrail’i devredışı bırakan ABD ilk zirveyi kendi başkentinde yapmış ,ikinci zirve toplantısı İran’ın başkentinde yapıldıktan sonra üçüncü nükleer zirve Birleşmiş Milletler genel kurulunda yapılarak İsrail’in İran’a yönelik atom savaşı şimdilik durdurulmuştur . Daha önceden planlandığı üzere , 20IO’un  ilk altı ayı içerisinde İsrail tarafından başlatılması düşünülen nükleer savaşa uluslar arası toplum izin vermemiştir . İlk iki dünya savaşından dersler çıkaran dünya toplumu , önde gelen büyük devletlerin öncülüğü ile üçüncü dünya savaşına giden yolda  İsrail’in İran’a yönelen atom saldırısı  büyük çabalar ile durdurulabilmiştir . İnsanlık şimdilik bu yılı kurtarmış görünmesine rağmen alttan alta savaş lobilerinin Siyonist gücün yönetiminde  bir nükleer savaş çıkarttırabilmek üzere uğraşmağa devam ettikleri göze çarpmaktadır . Kesinlikle savaşa koşullanmış kesimler  dünya barışını ortadan kaldıracak  her fırsatı değerlendirerek  kışkırtıcılığa devam etmektedirler .
         Nükleer zirveler sayesinde İsrail’i durdurabilen ABD yönetimi ile Siyonist  devlet arasında bir pazarlık kendiliğinden ortaya çıkmış ,Amerikan yönetimi İsrail’i nükleer saldırıdan vazgeçirebilmek amacıyla kendisinin İran’ı vuracağı konusunda  Yahudilere söz vermiştir . ABD  , Avrupa Birliği Çin ve Rusya ile işbirliği yaparak ,İsrail’e karşı bir  anti-nükleer cephe ortaya çıkarırken , İsrail yalnız kalmış ve sonunda dünya devlerine karşı meydan okumaktansa , kendisini rahatlatacak bir doğrultuda  ABD ile İran’ın kesinlikle vurulması konusunda  prensip anlaşması yapmıştır . Irak engelini aşan İsrail  ,Orta Doğu’da giderek bir Şii emperyalizmi uygulamakta olan İran baskısından kurtulabilmek için  ABD’nin sonunda İran’ı vurması için tüm lobileri aracılığı ile baskı yapmıştır . Amerikan yönetiminin önceliği bir nükleer savaşın önlenmesi olduğu için , Çin ve Rusya ile beraber  İngiltere ve Fransa gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin tüm üyeleri ABD ile beraber anti-nükleer  oluşumun önünde yer almışlardır . Öncelik insanlığın nükleer tehlikeden kurtarılması olduğu için , İsrail’i bu konuda durdurabilmenin yolu  ,ABD tarafından İran’ın vurulması biçiminde formüle edilmiştir . Önceliği İsrail’in durdurulmasına veren ABD yönetimi , nükleer zirveler ve Birleşmiş Milletler örgütünün yakın desteği ile bunu  sağlayınca , geleceğe yönelik olarak yeni bir savaş hazırlığı  dönemine girmiştir . İsrail kadar ABD için de  Avrasya stratejisinde en büyük tehditlerden birisi olarak öne çıkan İran’ın aşılması gerektiğinden Amerikan yönetimi , kendisini zorlayan  üç büyük ekonomik lobinin istekleri doğrultusunda bir savaş hazırlığını başlatmıştır . Silah şirketleri bu işin gönüllü hazırlayıcılığını yaparlarken , petrol ve enerji devleri de  İran gücünden kurtulabilmek için  Amerikan yönetimini savaşa yönlendiren girişimlerini hızlandırmışlardır . Küresel medyayı denetim altında tutan  Siyonist lobilerin de böylesine bir  savaş yöneliminin önünü açmağa çalıştıkları ve destekledikleri görülmüştür .
       Geçen hafta içerisinde Suudi Arabistan devletinin  altmış milyar dolarlık büyük bir silah alımını Amerikan silah şirketleri üzerinden yaptığı  resmen çeşitli basın organları tarafından açıklanmıştır .Suudi Krallığı gibi bir yönetime sahip olan Arabistan’ın  İran savaşı sürecinde bu kadar büyük bir silah alımına yönelmesi karşısında , ABD’nin İran savaşı sırasında yalnız kalmayacağını  özellikle Suudi Arabistan üzerinden Orta Doğu’daki Arap potansiyelini  İran’a karşı kullanmak istediğini  göstermektedir . Saddam rejiminin oluşturduğu Sünni set ortadan kalkınca , İran Orta Doğu’nun Şiilik üzerinden patronu konumuna gelmiştir . İsrail yüzünden  Saddam’ı  yıkan ABD  ,daha sonra pişman olmuş ama  yeniden Saddam’ı geri  getiremiyeceği için İran’ın örgütlediği Şii emperyalizmi  ile uğraşmak zorunda kalmıştır . Suriye’deki Nasturi  yönetimi , Lübnan’daki Şii Arap  potansiyeli ile Irak’ın güneyi ve Arabistan’ın kuzeyindeki Şii Arapların tamamı zaman içerisinde İran’ın kontrolu altına girince , Irak’ın yıkılması nedeniyle bir İran Şii emperyalizmi uygulaması Orta Doğu üzerinde kendiliğinden gündeme gelmiştir . İran  merkezi coğrafyadaki Şii topluluklar üzerinden etkisini artırınca Yemen’e ve Somali’ye kadar inebilmiş ve bu bölgedeki ağırlığını artırarak Kızıldeniz’e kadar hegemonya alanını Şiiler üzerinden yaygınlaştırmıştır . İsrail ve ABD ikilisi Arab ülkelerindeki Sünni bütünleşmesini Saddamı yıkarak devredışı bırakınca , arkadan gelen İran’ın Şii  emperyalizmini önleyememişlerdir . İran bugün eskisinden daha fazla güçlü bir konuma gelerek , bütün İslam dünyası içinde Şii topluluklar üzerinden etkisini artırmış ve kısa zamanda en büyük ve güçlü  İslam devleti olarak ortaya çıkmıştır . İran’ın bu genişleyen  hegemonyası  karşısında,  İsrail iyice köşeye sıkışmış , ABD ise giderek merkezi coğrafyadaki etkisini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır . Böylesine istenmeyen bir duruma sürüklenen ABD ve İsrail ikilisi için  , İran’ın önünün kesilmesi ve Orta Doğu’da Saddam sonrasında gündeme gelmiş olan Şii  emperyalizminin önlenebilmesi  zorunluluğu ortaya çıkmıştır . İşte bu yeni olumsuz durumda İran’ın vurulması gerektirmekte ve merkezi coğrafyaya gelmiş olan Amerikan gücü  geri adım atmak istememektedir .
         İran’ın Amerika tarafından vurulmak istenmesinin  ikinci nedeni de Çin’in bu ülkeye hızla yerleşmesidir . Yıllarca  Afyon savaşı ile uyutularak kendi ülkesine hapsedilen Çin , uyanan bir dev olarak dünya gündemine geldiğinde  hızla bir emperyal  güç konumuna gelerek , bütün Asya kıtasındaki ülkeler ile yakından ilgilenmeğe ve bunlara tıpkı ABD ve batılı emperyal ülkeler gibi içeriden gizlice sızarak ,kendi çıkarları  doğrultusunda bu ülkeleri yönlendirmeğe çalıştığı  son yıllardaki gelişmeler ile ortaya çıkmıştır . Soğuk savaş sonrasında dünyaya açılan Çin  halk Cumhuriyeti önce kendisini toparlamış ve daha sonra da yeni süper güç olarak  uluslar arası alanda etkili olmağa başlamıştır . Önce Tayvan üzerinde hak ileri süren Çin sırasıyla Nepal,Bhutan,Kırgızistan,Tacikistan, ve Birmanya gibi ülkelerdeki etkinliğini artırmağa başlamıştır . Ayrıca  Hindistan ile anlaşarak  Hint okyanusunda ortak askeri  manevraları Amerikan saldırganlığına karşı geliştirmiştir. Rusya ile bir araya gelerek Şangay örgütünü de oluşturan Çin   , orta Asya ülkeleriyle  bir araya gelerek Avrasya bölgesindeki  otorite boşluğunu doldurmağa ve böylece Amerikan saldırganlığının önünü kesmeğe  çaba göstermiştir .Her geçen gün artan enerji  gereksinimlerini  karşılayabilmek amacıyla  İran-Çin petrol boru hattı döşenmiş ve böylece  İran’ın  enerji kaynaklarının Çin’e yönelmesi sağlanmıştır .İsrail gerginliği yüzünden İran’ı karşısına almak zorunda kalan ABD yönetimi ,böylesine olumsuz koşullarda İran’ın enerji kaynakları üzerinde Çin’in öne çıkmasını önleyememiştir . Boru hatları üzerindn Çin ile İran arasında sıkı bir enerji koridoru açılırken , batı ile karşı karşıya alan İran daha fazla Çin’in kucağına doğru kaymıştır .İran ile başlayan enerji  alışverişi doğrultusunda Çin’de İran’a   yeni yatırımlar başlatarak bu ülkeye ekonomik anlamda girmiştir . Çin aldığı enerji karşılığında hem bu ülkeye yeni yatırımlar yapmış hem de giderek artırdığı üretimini  kullanarak İran’a fazlasıyla mal satmağa başlamıştır . Böylece bir anlamda Asya’nın doğusu ve batısı arasında Çin-İran koridoru oluşturulmuş Orta Asya bölgesi bir İran ve Çin kıskacı arasına alınmıştır . Dünya hegemonyası uğruna yıllardır Afganistan’da savaşarak   emperyal bir Avrasya stratejisi izleyen  Amerika Birleşik Devletleri , Çin ile İran arasında başlatılmış olan bu yakınlaşma ve ekonomik entegrasyondan fazlasıyla rahatsız  olmuştur .  ABD açısından İran’ın vurulmasındaki ana nedenlerden birisi de  Çin’in bu ülkeye tam anlamıyla girmesidir .Ayrıca  tıpkı ABD’nin Türkiye’ye girişi gibi yeni bir sürecin Çin-İran entegrasyonu ile başlaması da ,gelecekte İran üzerinden Çin’in dünyanın merkezi alanına müdahale etmek istemesidir . Çin’in İran üzerinden Orta Doğu ve Ön Asya bölgelerine müdahale etmesi de merkezi alandaki ABD,İsrail ve batı hgemonyasını sona erdireceği için ,İran üzerinden bölgdeki bütünŞii toplulukları Çin emperyalizminin batı  insiyatiflerine karşı kullanabilmesi olanağı doğacaktır . Şu an ,İran’ın batıya karşı sürdürdüğü dineşin arkasındaki asıl gücün Çin olduğu her geçen gün biraz daha anlaşılmakta ve İran’a giren Çin’in önümüzdeki dönemde  merkezi  coğrafyanın yeni egemen gücü olabileceği görülmektedir .
       Yeni başlayan Çin ve İran ortaklığının dünyadaki bütün dengeleri değiştireceğinin oraya çıkması üzerine , dünyanın diğer güçleri böylesine bir bütünleşmeyi  önleme doğrultusunda yeni adımlar atmak zorunda kalmışlardır . Özellikle Rusya İran’ı Çin’e kaptırmamak üzere bu ülke ile yeni yakınlaşma denemelerine kalkışmış,İran’ın atom santralı kurma işinde fazlasıyla yardımcı olarak Buşehr  Nükleer Santralının kurulması işini yürütmüştür . İran’a nükleer santral kuran , zenginleştirilmiş uranyum yakıtı sağlayan , atom bombası yapma sürecinde İran’ın  ihtiyacı olan her türlü yardımı yapan Rusya devletinin  ,önümüzdeki dönemde Çin’in İran’ı içeriden ele geçirme girişimlerine karşıda  yeni bir denge arayışı içerisine gireceği ve bu doğrultuda yeni politik girişimleri kalkıştığı görülmektedir . Özellikle Putin yönetiminin Hazar denizine kıyısı olan bütün ülkeleri bir Hazar Kardeşliği platformunda bir araya getirmesi ve böylesine bir Hazar dayanışması içerisine girmesi  önem taşımaktadır . Rusya ‘nın Avrupa ülkeleriyle kurmuş olduğu enerji yolunun benzeri bir yolu İran’ın Çin ile kurmasına pek de istekli olmadığı ve zaman içerisinde izleyeceği politikalar ile böylesine bir  oluşumu önleyeceği  gibi bir hava  sezilmektedir . Batı emperyalizminin Hazar ve Sibirya havzalarını ele geçirmek üzere Avrasya bölgesine yönelik olarak geliştirdiği saldırı savaşlarına karşı Çin ile bir araya gelerek Şangay örgütünü kuran Rusya’nın yeni dönemde çok yönlü dengelere girerek ,bir Çin ve İran bütünleşmesini önleyeceği anlaşılmaktadır . İşte bu aşamada Amerika devreye girmekte ve  hem Çin’e hem de İran’a karşı Rusya’yı dolaylı yollardan desteklemektedir . ABD emperyalizmi dışarıdan İsrail destekli İran karşıtlığı politikalarını tırmandırırken , Rusya ile çok yönlü dengelere oynamakta ,Rusya’nın Avrupa ülkelerine enerji satmasına karşı çıkmazken , Rusya ile dolaylı yollardan işbirliği yaparak Çin’in İran’ı ele geçirmesinde izlediği yolu Rusya’nın kesmesini dolaylı  olarak desteklemektedir . Bir anlamda  İran’ı kullanarak Çin’in dünyanın merkezinde egemen duruma geçmesini önlemek üzere  Amerika Rusya ile işbirliğini arka planda geliştirmekte ve dolaylı yollardan Rusya’nın İran üzerinde etkili olmasını sağlayarak ,Çin’in bu ülkeyi içeriden ele geçirmesini önlemek istemektedir . Şangay örgütünün iki kurucu üyesini İran üzerinde karşı karşıya getiren bir politikayı ABD’nin çok dikkatli olarak  geliştirdiği ve  böylece dışarıdan vurmakta zorlandığı İran’ın karşı tepki olarak Çin’in baskısı altına girmesini önlemeğe çalıştığı anlaşılmaktadır .
        İsrail merkezi coğrafyaya egemen olabilmek için ABD ile Irak’ı vurduktan sonra bir de  Türk-İran savaşı kışkırtıcılığına yönelmiştir . İsrail Siyonizmi bir anlamda iti ite kırdırmak olarak açıklanabilcek bir strateji ile iki sınır komşusu büyük ülkeyi birbirine karşı kışkırtarak  bir Türk-İran savaşı nın ardında koşmuştur . İkinci dünya savaşı sonrasında  Orta Doğu’ya gelen ve gizlice Türkiye’yi içeriden ele geçiren ABD emperyalizmini Siyonist lobileri aracılığı ile kullanarak  Türkiye ve İran’ı birbirine karşı kışkırtmağa çalışan İsrail ,yarım yüzyılı geçen çabalarına rağmen bu planında başarısız olmuşy ve iki büyük komşu ülkeyi birbiriyle savaştıramamıştır . Amerika’nın çok uzak olması , İsrail’in de çok küçük kalması nedeniyle İran savaşını Türkiye üzerinden tezgahlamaya çalışan Siyonizm ve Atlantik emperyalizmi,her türlü kışykırtmayı gerçekleştirmelerine rağmen bu planlarını bir türlü uygulamaya aktaramamışlar  ve bu nedenle  İran savaşı ile ilgili olarak başka senaryolara yönelmek  zorunda kalmışlardır . İsrail Kürt bölücü terörünü iki ülkeyi birbirine karşı kışkırtabilmek için zorlarken , ABD de iki ülke arasındaki rejim farkını devreye sokarak bir çatışma ortamı arayışı içerisinde olmuştur . Ne var ki , bu gibi oyunların iyice açığa çıkmasından sonra ,şimdilerde ABD’nin daha farklı politikalar aracılığı ile  Türkiye’yi İran’a karşı kullanmak istediği  görülmektedir . ABD Rusya’yı İran’a dolaylı olarak yönlendirirken , Türkiye’yi de gene dolaylı olarak Rusya’ya yönlendirmekte ve böylece bir Türk-İran dayanışmasının batı hegemonyasına karşı oluşmasını önlemeğe çalışmaktadır . Soğuk savaş dönemindeki Rus partnerini giderek arayan ABD ,yeni dönemde Avrupa ve Çin gibi iki büyük rakibine karşı Rusya ile bir tahterevalli  politikasına yönelmekte,böylece çok kutuplu dünyada Rusya ile paslaşarak diğer kutup merkezlerinin önünü kesmeğe çalışmaktadır . Türkiye üzerinden kurulmakta olan bu Tahterevalli’de Türkiye Rusya’ya doğru itilerek İran ile yakınlaşmasına set çekilmektedir . Böylece Atatürk döneminde gerçekleşmiş olan Türk-İran ortaklığına dayanan yeni bir Sadabat Paktı gibi bölgesel  dayanışma paktı önlenmeğe çalışılmakta ve İran yalnız bırakılarak ,gerektiği zaman vurulmak üzere köşeye sıkıştırılmağa çalışılmaktadır . Çok kutuplu dünyanın yeni dengelerinde küresel politikalar her geçen gün değişirken , kutup merkezleri ile beraber Türkiye gibi diğer büyük ülkelerinde yeni gelişmeler ve ittifakları çok yakından ve dikkatli olarak izleyerek hareket etmesi dünya barışının korunabilmesi açısından gerekli olmaktadır . Yeni koşullarda dünya dengeleri dikkatli olarak korunabilirse ve barışçı çizgide yeniden oluşturulabilirse o zaman , hiçbir ülkenin ya da devletin çıkarları doğrultusunda kasıtlı olarak savaş çıkarabilmek  mümkün olamıyacaktır .
        Irak savaşı sonrasında başlatılmış olan İran’a savaş sürecinin acilen durdurulması  gerekmektedir . Eğer İran’a İsrail ya da ABD tek başlarına saldırırlarsa bütün dünya ülkeleri bu haksız savaşa karşı çıkacaklardır . O zaman yalnız kalacak olan  ABD ve  İsrail ikilisi zorunlu olarak Atom bombası kullanacaklar ve böylesine bir durum da diğer atom silahına sahip olan ülkelerin savunma amaçlı olarak nükleer silahlara başvurmasını gündeme getirecektir .,Soğuk savaş döneminde kurulmuş olan dehşet dengesinin günümüzde de korunması gerekmektedir . İsrail’in gözü dönmüş Siyonistlerinin  nüler bombaların düğmesine basmasına dünya kamuoyu izin vermemelidir . ABD’nin ise nükleer zirvelerde olduğu gibi gene dünyanın diğer büyük ülkeleriyle beraber Birleşmiş Milletler örgütünün çatısı altında dünya barışı için çalışmalarını sürdürmesi yararlı olacaktır . Irak savaşında iki milyon insan yok yere feda edilmiştir . İran savaşında ise insan kaybının bunun en az on misli olacağı ve nükleer silah kullanılması noktasında  ise merkezi coğrafyanın bütünüyle yaşanmaz bir duruma geleceği uzmanlar tarafından ifade edilmektedir . Benden sonra tufan zihniyeti ya da benim olmuyorsa başkasının hiç olmasın yaklaşımı çerçevesinde hareket edebilecek ihtiraslı politikacılar ya da lobiler insanlığın başını İran savaşı üzerinden derde sokamamalıdırlar . Böylesine bir hedef için yeni bir Dünya Barışı hareketine ihtiyaç bulunmaktadır . Savaşa karşı çıkan ve dünyada yeni bir barış düzeni kurulmasından yana olan herkesi çatısı altında buluşturacak bir barış hareketinin acilen oluşturulması ve bu doğrultuda Birleşmiş Milletlerin daha güçlü bir örgütlenme ile öne çıkarak ,bir üçüncü dünya savaşının yeryüzünü mahvetmesi acilen önlenmelidir . Türkiye hedef ülke İran’ın yakın komşusu ve akrabası olarak  bu konuda daha aktif politikalar ile öne geçebilmeli ,nüfusunun yarısından fazlası Türk asıllı olan sınır komşusu üzerinden savaş belasının  bütün merkezi alanı  tehdit etmesine karşı önlemleri komşularıyla beraber  alarak , dünya barışını  merkezde güvence altına alabilmelidir .

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder