ATLANTİK
MİLLİYETÇİLİĞİ
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
Atlantik
milliyetçiliği diye bir kavram ülkemizde hiç konuşulmazken, bir yazıya neden
böyle bir başlık kullanarak girildiği konusu üzerinde düşünülmesi gerekir. İçinde
bulunduğumuz koşullarda milliyetçilik hızla yükselirken, bu akımın Atlantik ya
da Pasifik diye okyanus isimleri ile tanımlanması ya da tasnif edilmesi doğru
bir yaklaşım olabilir mi? Milliyetçiliğin okyanuslarla ne ilgisi var? Neden
denizlerle milliyetçilik tanımlanmıyor. Bu gibi sorulara cevap ararken, dünyadaki
gelişmeleri yakın izlemek ve ülkelerin ya da devletlerin bulundukları bölgelere
göre değerlendirme yapmak gerekir. Bölgesel analizlere girişildiği zaman
denizler ve okyanuslar da önem kazanarak öne geçebilirler ve tasniflerde kendi
adları ile yer alabilirler. Avrupa milliyetçiliği olduğu gibi bir Amerika ya da
Afrika milliyetçiliği de olabilecektir. Akdeniz milliyetçiliği olduğu gibi bir
Karadeniz milliyetçiliği de gündeme gelebilir. İçinde bulunduğumuz bu aşamada
dünyanın en büyük gücü olan Amerika Birleşik Devletleri günümüzün Atlantik gücü
olduğundan, Atlantik merkezli bir yeni yapılanmayı savunmak da Atlantik
milliyetçililiği olarak adlandırılabilir. Eğer Atlantik gücü bir ülkede
yükselmekte olan milliyetçiliği uzaktan kumandalı biçimde kontrol ediyorsa ya
da yönlendiriyorsa, gene bir tür Atlantik milliyetçiliğinden söz etmek mümkün
hale gelebilir. Bu tür bir milliyetçilik daha çok sömürge düzeyine sürüklenmiş
olan ülkelerde ABD ya da Atlantik emperyalizminin merkez olmasını kabul eden ve
her şeyi bu doğrultuda değerlendiren bir milliyetçilik anlayışıdır. Kısaca buna
bir tür Amerikan mandacılığı adı da verilebilir.
Günümüzde milliyetçilik ülkemizde tartışılırken geçmişten gelen olayların etkileri ile hareket
edilmekte ve bir türlü gerçek anlamıyla milliyetçilik üzerinde
anlaşılamamaktadır. Özellikle soğuk savaş döneminden gelen alışkanlıklarla
milliyetçilik sol karşıtlığı olarak görülmekte ve her türlü sol düşünce akımı
sanki komünizm anlamına geliyormuş gibi dışlanmağa çalışılmaktadır .Komünist
sistemin çökmüş olduğu ve ülkemizin siyasal rejimi açısından komünizmin bir
tehlike olmaktan çıktığı bu aşamada hala milliyetçiliği sol karşıtlığı olarak
anlamak son derece yanlıştır .Milliyetçilik gerçek anlamıyla bir milli devletin
ve topyekun bir milletin çıkarlarının
savunulmasıdır .Bu yönü ile milliyetçilik her açıdan antiemperyalist olmak
zorundadır .Gerçek anlamıyla ele alınırsa milliyetçiliğin sol karşıtlığı değil
ama bütünüyle emperyalizm karşıtlığı olduğu anlaşılmaktadır .Milliyetçilik
kavramı içerik olarak millet kavramından doğduğu için bütünüyle bir milletin ve
millete bağlı olarak milli çıkarların savunulması anlamına gelmektedir .Milletin
varlığını tehdit eden her türlü dış baskı ve saldırıya karşı milletin iç
dinamiklerini temsil eden milli refleksin
ortaya çıkabilmesi ve tepki
göstermesi milliyetçiliğin varlığı açısından son derece önemlidir
.Milliyetçilik kavramı toplumların uluslaşması sürecinde ortaya çıktığı için
milli varlıklarla doğrudan doğruya bağlı
bir kavramdır .Bu nedenle milliyetçilik milletin varlığı ile ve milletin
siyasal örgütlenmesi olan milli devletin sürekliliği ile açıklanabilecek bir siyasal kavramdır
.Bütün dünyadaki milliyetçilik akımları
her ülkede milletlerin ve milli devletlerin varlığı ve sürekliliği ile
yakından bağlantılı olarak ortaya çıkmış ve her türlü emperyalizme karşı
savaşarak milli varlıkların yaşamasını
sağlayabilmiştir .Yirmi birinci yüzyılda milli devletler ve milletler
milliyetçilik akımlarının örgütlenmesi ile küresel emperyalizme karşı
direnebilmekte ve yaşamlarını
sürdürebilmektedirler .
Eski
alışkanlıkları aşarak günümüzün milliyetçiliğine bakıldığında küresel emperyalizme karşı bir direniş olarak
geliştiği görülmektedir .ABD merkezli küresel emperyalizm bütün dünyayı esir
almağa kalkıştığı bu aşamada ABD emperyalizmine rakip olarak yeni siyasal kutup
başı olarak Avrupa Birliğinin ve bu doğrultuda Rusya,Çin,Hindistan ve Brezilya
gibi büyük ülkelerin geleceğin çok kutuplu dünyasında yeni kutup merkezleri
olarak gündeme geldikleri görülmektedir .Bu çerçevede bütün kutup merkezi ülkeler dünya egemenliği
için birbirleriyle rekabete girerken , dünyanın her bölgesinde küçük ve orta boy ülkeler üzerinde egemenlik
kurabilmenin yollarını aramaktadırlar . Yeni dönemde dünya ülkeleri küresel
süreçte sadece ABD emperyalizmi ile değil ama aynı zamanda yeni kutup merkezi
büyük ülkelerin dünyada egemenlik kurma yarışında farklı emperyal saldırı ve baskı politikaları
ile karşı karşıya kalmaktadırlar . Bu durumda milliyetçilik bütün kutup merkezi
büyük emperyal devletlerin saldırılarına karşı , içinden çıkmış olduğu ülkenin
milli çıkarlarını korumak zorundadır . Bu çerçevede kendisini milliyetçi olarak
gösteren herkes bütün kutup merkezi
büyük ülkelerin emperyal saldırılarına karşı
ülkelerin ve uluslarının milli çıkarlarını korumak zorundadır .Hal böyle olmasına rağmen ,
Türkiye’de kendisini milliyetçi gösteren bazı kişilerin Avrupa emperyalizmine
karşı çıkarken , ABD emperyalizmini görmezden geldiği görülmektedir .İşte bu tür milliyetçilik ülkemizdeki konumu ile bir Atlantik
Mlilliyetçiliği olarak tanımlanabilir . Bir Atlantik gücü olan ABD’nin
görmezden gelinmesi , Türkiye’deki milliyetçi hareketleri ABD sempatisine ve
giderek ABD’nin denetimine sürükleyebilecektir ki , böylesine dıştan kontrollü bir harekete milliyetçilik
demek mümkün olamayacaktır , çünkü
milliyetçilik gerçek anlamıyla her türlü dış insiyatife karşı çıkmak ve
direnmektir . .
Soğuk
savaş döneminin antisovyetizm alışkanlığı ile bir ABD kontrollü milliyetçilik
Türkiye’yi dünyanın merkezi bölgesinde
ABD üssüne dönüştürecektir . Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesi ile kurmuş
olduğu cumhuriyetimizin varlığı açısından ters olacak böylesine bir tutum,milliyetçilik olarak adlandırılamaz .
Olsa olsa ancak ABD mandacılığı olarak tanımlanabilir . Sivas Kongresinde
reddedilen ABD mandacılığının günümüzde bir Avrupa düşmanlığına dönüştürülerek
, ABD güdümünde yeni bir tür Atlantik Milliyetçiliği biçiminde uygulanmak istenmesi , ülkemizde
yeniden gelişmeğe başlayan Türk milliyetçiliğinin gerçek özüne aykırı bir
durumdur .Milliyetçi çevrelerin Avrupa Birliğine emperyalizm olarak karşı
çıkarken , küreselleşmenin baş patronu olan ABD’ye hiç karşı çıkmaması ve bu
emperyal gücün haksız Orta Doğu saldırısını görmezden gelmesi şaşırtıcı bir
gelişmedir . ABD emperyalizminin patronluğunda
bir sömürge düzeyine sürüklenmeyi kabul eden Atlantik Milliyetçiliği
gerçek bir milliyetçilik olamaz.. Atlantik emperyalizminin maddi destekleri ile
örgütlenen ve ülkemizde etkili kılınmak istenen bu tür bir milliyetçilik sapmasına ,Türk milliyetçileri
uyanık davranarak izin vermemelidirler . Aksi takdirde Avrupa emperyalizmine
karşı çıkarken ,dünyanın merkezi bölgesinde bir ABD sömürgesi durumuna
sürüklenebiliriz .Kuvayı Milliye’den gelen
tam bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet payidar kalabilmesi ve yeni yüzyılda bağımsız
devlet olarak varlığını sürdürebilmesi böylesine uyanık bir cumhuriyet bekçiliğini zorunlu kılmaktadır . Her türlü
emperyalizme karşı cumhuriyetimizin uyanık bekçiliğini sürdürecek olan gerçek Türk milliyetçileri ,Kuvayı Milliye geleneğine ve mirasına sahip
çıkacaklar ve hiçbir şekilde bir Atlantik Milliyetçiliği kisvesi altında ABD
mandacılığına izin vermeyeceklerdir .Ancak böylesine bilinçli bir tutum ile
Türkiye bağımsızlığını koruyabilir .

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder