
ANKARA KALESİ (010)
İKİ BARAK ARASINDA SIKIŞMAK
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
Türkiye Cumhuriyeti son zamanlarda iki BARAK arasında sıkışıp kalmıştır .Bu Barak’lardan birisi yeni seçilen Amerikan başkanı Barak Hüseyin Obama’dır.Diğeri’de İsrail savunma bakanı Ehud Barak’tır .Barak adı birisinin asıl ismi diğerinin ise soy adıdır . Bir yahudi ismi olan bu ad,kelime kökeni olarak incelendiği zaman içinde barınılan ve sığınılacak yer anlamında baraka anlamına gelmektedir . İki bin yıl sonra kendilerine sığınılacak bir yer arayan Yahudilerin savunma bakanının ikinci isminin Barak olması da bu bölgede kendi devletlerini kurarak yerleşmek isteyen Yahudilerin bir anlamda içine girecek ya da çatısı altına sığınacak bir baraka olarak ülke arayışlarını simgelemektedir .Barak ismi bu anlamıyla Yahudiler arasında fazlasıyla kullanılmaktadır .İsrail’liler arasında kullanılan bu isim Amerikan Yahudileri arasında görülmektedir .Yeni Amerikan başkanının ilk adı olan bu isim bir anlamda yeni bir tartışmayı da beraberinde getirmektedir .Büyük çoğunluğu ile bir Yahudi egemenliğine dayanan ABD devletinin yeni başkanının da ,Habeşistandan Kenya’ya göçetmiş zenci Yahudi ailelerinden gelen bir zenci baba ile , eski ABD başkan yardımcısı Dick Chenney ile akraba olan bir Chicago kökenli beyaz Yahudi aileden gelen annenin evliliğinden doğma bir Amerikan vatandaşı olduğuna dair çeşitli haber ve yazılar dünya basının da yer almağa başlamıştır . Eğer bu yazılanlar doğru ise , Yeni ABD başkanı da tıpkı İsrail savunma bakanı gibi Yahudi asıllı bir etnik kökene sahip bulunmaktadır . Bütün dünyayı karşısına alan günümüzün Amerikan-İsrail ittifakının iki Barak’ı öne çıkarması , gelinen bu aşamada siyonizmin yeni manevrası olarak görünmekte ve siyasal çevrelerde tartışma konusu olmaktadır .
Yeni dönemde Türk dış politikası iki Barak arasında sıkışıp kalmıştır . Bir tarafta , dünyanın en büyük gücüne sahip olan devletin yeni imparatoru Barak ile , bu büyük devletin arkasına sığınarak geleceğin dünya imparatorluğunu merkezi coğrafyada kurmak üzere harekete geçmiş olan siyonist savaş devletinin savunma bakanı Barak , dünya haritasının merkezi devleti konumundaki Türkiye Cumhuriyetini iki Barak arasında sıkıştırtırmışlardır . İki Barak arasına sıkışıp kalan Türkiye’nin kaçıp sığınacağı bir başka Baraka’da yoktur . Dünyanın orta yerinde ortalıkta kalan ve dostları tarafında ortada sahipsizliğe terkedilen Türk devletinin önümüzdeki dönemde , iki Barak merkezli dış politika zorlamaları ve yönlendirmeleriyle muhatap kalacağı şimdiden görülmektedir . ABD’nin yeni imparatoru en büyük güce sahip devletin olanaklarıyla bir Amerikan hegemonyası peşinde koşarken , bugünün küçük siyonist devletinin savaş makinası başında bulunan savunma bakanı da ,İsrail’in güvenliği gerekçesi doğrulmtusunda bütün merkezi coğrafyayı ,hatta daha da ileri giderek dünya ana karasını her türlü saldırgan ve savaşkan politikalarla karşı karşıya getirebilecektir . İki Barak yeni hegemonyalar ardında koşarken , bütün dünya devletleriyle beraber Türkiye’yi de her zaman savaş,terör ve işgal tehditleriyle karşı karşıya bırakabileceklerdir . Bu nedenle , yakın gelecek ve yirmibirinci yüzyıl ciddi bir savaş ve kaos tehdidi ile karşı karşıya bulunmaktadır . Türk dış politikası bu doğrultuda , Türkiye’nin güvenliği ve cumhuriyet rejiminin sürekliliği çerçevesinde , savaş ve terör önleyici bir diplomasiye acilen öncelik vermek zorundadır .
Siyono-emperyalizmin kontrolu altında bulunan dünya basını ve medya bütünüyle Amerikan ve İsrail çıkarları doğrultusunda yönlendirildiği için iki Barak’ın başında bulunduğu saldırgan ittifakın önümüzdeki dönemde Orta Doğu ve buna paralel olarak dünyanın çeşitli bölgelerinde sıcak çatışma senaryolarını devreye sokmaları mümkün görünmektedir . Yedi milyarı aşan bir büyük nüfus çoğunluğuna sahip bulunan bugünün dünyasını yönetmek artık eskisi gibi kolay olmayacaktır . Afyon savaşı ile uykuya terkedilmiş Çin gibi devler uyanırken , eski sömürgelerden mlilyarlık nüfuslara sahip Hindistan gibi kıta devletleri öne çıkmakta , Sovyetler Birliği sonrasında dünyanın altıda bir alanını kontrol eden en geniş ülkeye sahip kocaman bir Rusya Federasyonu ABD ‘ye açıkca meydan okuyabilmektedir . ABD gibi bir büyük robotu ve bu süper güce dayalı bir emperyal hegemonyayı küresel alanda egemen kılmak isteyen siyono-emperyalizm ABD-İsrail ittifakı ile insanlığın önüne çıkmakta ve kendi çıkarları sözkonusu olduğunda başta Birleşmiş Milletler kararları olmak üzere bütün uluslararası kuruluşların kararlarını ya veto etmekteler ya da tanımayarak çinemektedirler . Bu iki devleti kendi çıkarları doğrultusunda bütün dünyaya karşı kullanmağa devam eden büyük patronlar klübü , bir avuç azınlık olarak yedi milyar insanın geleceği ve yazgısı ile uğraşmaktadır . Bu nedenle de hem bütün dünya hem de insanlık yirmibirinci yüzyılın başlarında çok büyük bir tehditler karmaşası ile karşı karşıya bulunmaktadır . ABD bu anlamda küresel , İsrail de bir bölgesel savaş makinası görünümü vermekte ve bu nedenle de bütün dünya devletleri ve halkları tarafından ciddi boyutlarda eleştirilmektedirler . Eleştiriler zaman içerisinde artan korku ile bir karşıtlığa dönüşmekte ve bütün dünya ülkelerinde ABD ile İsrail karşıtlığı neredeyse yüzde yüz e yakın bir oranda düşmanlığa dönüşmektedir . Türkiye’de iki Barak arasında sıkışıp kalan konumu ile , bu karşıtlığın yüzde doksanlara vardığı bir aşamadadır .
ABD-İsrail ittifakının küreselleşme masalları üzerinden yürüttüğü dünya egemenliği projelerinin yirmi yıl sonra iflas etmesiyle , Beyaz Amerika rüyası sona ermiştir . Dünya finans-kapitalini elinde tutan büyük patronlar klübü bir avuç azınlık olarak kendi çıkarlarını iki savaş makinası devlet üzerinden empoze etmeğe devam ettikleri sürece , sadece Türkiye değil ama bütün dünya ülkeleri iki Barak arasında sıkışıp kalarak yokolmağa doğru sürükleneceklerdir çünkü iki Barak’ın başlarında bulundukları devletler savaş makinaları olarak örgütlenmişlerdir . Büyük olanı küresel jandarmalığa soyunduğu için dünyanın her yerinde , silah şirketlerinin çıkarları doğrultsunda sıcak çatışmaların ardında koşmakta , bu büyük yapının uzantısı olarak Orta Doğu’da kurulmuş olan küçük savaş makinası ise , kurulduğu günden bu yana dünyanın merkezi alanını savaşlara mahkum etmiş ve barışı bu bölgeden kovmuştur . Her iki devlet dünyanın bugünkü yapısını beğenmemekte ,haritaları kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmeğe çalışırlarken , bölgesel sıcak çatışma senaryolarından yeni küçük devletler çıkartarak karşılarındaki büyük devletlerin güçlerini kırmak için çaba göstermektedirler . Bu durum devam ettiği sürece bütün dünyayı bir büyük üçüncü dünya savaşı tehlikesi beklemekte , hiç bir güç de böylesine olumsuz bir sürecin önünü kesememektedir . Büyük devlet olarak ABD bütün ülkeler için bir saldırgan tehdit konumunda ısrarla baskı uygularken , küçük devlet İsrail’de inançlara dayalı bir Armageddon savaşı doğrultusunda dünyanın merkezinden kıyamet senaryolarını yavaş yavaş devreye sokmaktadır . Böylesine olumsuz bir gidişe seyirci kalmanın insanlığın ve dünyanın yokoluşunu kabül etmek anlamına geleceği açıktır .
İki Barak arasına sıkışıp kalan Türkiye Cumhuriyeti yeni dönemde her türlü savaşa karşı çıkan barış politikaları geliştirmek zorundadır . Merkezi bölgeyi ele geçirme planları doğrultusunda Türkiye’nin içinde bir iç çatışma ya da gerginlik tırmanmalarına karşı dikkatli davranılırken ,demokrasi görünümlü altkimlikçiliğin ulusal yapıyı parçalayarak bir iç savaş senaryosuna neden olmasına da acilen önlemek gerekmektedir . Türk devleti kendisi ile beraber merkezi coğrafyayı tehdit etmekte olan bütün terör ve savaş planlarına karşı aynı tehditlere maruz kalan bölge ülkeleri ve komşuları ile biraraya gelerek , bölgesel güvenlik ve savunma işbirliği ve ittifakları na acilen yönlenmek zorundadır ,aksi takdirde emperyalizmin küresel güvenlik planlarına alet olmaktan Türk devletinin kurtulabilmesi çok zor olacaktır . Bir saldırı ve savaş planı olan Büyük Orta Doğu Projesini Amerikan dışişleri bakanı yirmi iki devletin sınırlarının değiştirileceği ile açıklaması da bu ülkelerin savaş,saldırı ve terör tehditleri ile karşı karşıya kaldıklarını açıkca göstermektedir . Küreselleşmenin yirmi yılı şimdiye kadar terör,saldırı,işgal ve savaş olayları dolu geçtiği için , bütün dünya ülkeleri ciddi güvenlik tehditleri ile karşı karşıya bulunmaktadır . İki devlet üzerinden yürütülen siyono-emperyalizmin bütün dünyayı sömürgeleştirmesine karşı yeni bir barış hareketinin Orta Doğu’da devreye girebilmesi için Türkiye Cumhuriyetinin öncülük yapması zorunluluğu vardır . Bunun için de ,Türk dışişlerinin artık batı ağırlıklı yönlendirmelerin dışına çıkarak daha bağımsız ve özgürlükçü bir yaklaşım ile yeni bölge ve dünya dengelerinin oluşumuna katkıda bulunması gerekmektedir .
Küçük devletin Barak’ı Gazze’yi ezip geçerken gene binlerce Filistinlinin ölümüne neden olabilmektedir . İşbirlikçi yönetimlerin egemen olduğu Arap ülkeleri bu saldırganlığı izlerken , dünyanın en büyük devletinin başına da yeni Barak bir imparator gibi geçmektedir .Önceki devlet başkanının bitirdiği Amerikan prestijini yeniden onarabilmek üzere Beyaz Saray’a bir siyahı oturtabilen savaş makinası devlet , batı merkezli beyaz uygarlığının bitişi aşamasında siyah bir başkan ile dünya uluslarına daha yakın duracak bir konum elde etmeğe çalışmaktadır ., Afrika’nın içler acısı durumunu istismar etmek üzere bir Afrika kökenli babanın oğlu olarak yeni Barak , siyono-emperyalizmin yoluna yirmibirinci yüzyılda maske değiştirerek devam edebilmesinin alternatif yollarını arayacaktır . Böylesine bir misyonu gerç ekleştirmeğe çalışırken , küçük devletin Barak’ı ile merkezi alanda yeni savaş senaryolarını gündeme getirebilirler . Bu nedenle , savaşçı iki Barak arasına sıkışıp kalan Türk devletinin önümüzdeki dönemde öncelikli dış politikası, savaş karşıtı bir platform ya da ittifakın tıpkı Atatürk’ün ikinci dünya savaşı öncesinde bölgesel barış için gündeme getirdiği Sadabat Paktı gibi , merkezi coğrafyada yeni bir bölgesel güvenlik örgütünün kurulmasına ağırlık vermek olacaktır . Türkiye’nin güvenliğini yeteri kadar düşünmeyen batı ittifakının Türkiye politikalarının tartışılmasıyla beraber ,böylesine bir bölgesel oluşumun gündeme gelebilmesinin önü açılacaktır . İki Barak arasında savaş senaryolarına sürüklenmekten kurtulabilmek için, hem bölge ülkeleriyle dayanışma hem de dünyanın yeni büyük güçleri ile barış için yeni dengeler aranmasına Türk dış politikası öncelik vermek zorundadır . Türkiye Cumhuriyetinin yirmibirinci yüzyılda yoluna devam edebilmesinin bundan başka yolu kalmadığı artık açıkca anlaşılmaktadır . Proaktif davranacak ve Türkiye merkezli güvenlik stratejileri üretecek bir Türk dışişleri Atatürk Cumhuriyetinin yıkımına gidecek savaş senaryolarını önleyebilecektir . Büyük devletin Barak’ı ile dünya barışına giden yollar araştırılırken , küçük devletin Barak’ının bu bölgede yeni Gazze senaryolarını devreye sokmasına karşı çıkılmalıdır . Bütün bu tür girişimlerde hem bölge ülkeleriyle hem de diğer büyük güçlerle ortak hareket edebilmenin yolları aranmalıdır . Böylece Türkiye iki Barak arasında sıkışıp yokolmaktan kurtulabilecektir . Türkiye Cumhuriyetinin dost ve müttefiki olmduğunu söyleyen bütün devletlerin bu durumu görerek, daha çok Türkiye’yi anlayan yaklaşımlar içinde olmaları dünya barışı açısından zorunlu görünmektedir.
Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN
Türkiye Cumhuriyeti son zamanlarda iki BARAK arasında sıkışıp kalmıştır .Bu Barak’lardan birisi yeni seçilen Amerikan başkanı Barak Hüseyin Obama’dır.Diğeri’de İsrail savunma bakanı Ehud Barak’tır .Barak adı birisinin asıl ismi diğerinin ise soy adıdır . Bir yahudi ismi olan bu ad,kelime kökeni olarak incelendiği zaman içinde barınılan ve sığınılacak yer anlamında baraka anlamına gelmektedir . İki bin yıl sonra kendilerine sığınılacak bir yer arayan Yahudilerin savunma bakanının ikinci isminin Barak olması da bu bölgede kendi devletlerini kurarak yerleşmek isteyen Yahudilerin bir anlamda içine girecek ya da çatısı altına sığınacak bir baraka olarak ülke arayışlarını simgelemektedir .Barak ismi bu anlamıyla Yahudiler arasında fazlasıyla kullanılmaktadır .İsrail’liler arasında kullanılan bu isim Amerikan Yahudileri arasında görülmektedir .Yeni Amerikan başkanının ilk adı olan bu isim bir anlamda yeni bir tartışmayı da beraberinde getirmektedir .Büyük çoğunluğu ile bir Yahudi egemenliğine dayanan ABD devletinin yeni başkanının da ,Habeşistandan Kenya’ya göçetmiş zenci Yahudi ailelerinden gelen bir zenci baba ile , eski ABD başkan yardımcısı Dick Chenney ile akraba olan bir Chicago kökenli beyaz Yahudi aileden gelen annenin evliliğinden doğma bir Amerikan vatandaşı olduğuna dair çeşitli haber ve yazılar dünya basının da yer almağa başlamıştır . Eğer bu yazılanlar doğru ise , Yeni ABD başkanı da tıpkı İsrail savunma bakanı gibi Yahudi asıllı bir etnik kökene sahip bulunmaktadır . Bütün dünyayı karşısına alan günümüzün Amerikan-İsrail ittifakının iki Barak’ı öne çıkarması , gelinen bu aşamada siyonizmin yeni manevrası olarak görünmekte ve siyasal çevrelerde tartışma konusu olmaktadır .
Yeni dönemde Türk dış politikası iki Barak arasında sıkışıp kalmıştır . Bir tarafta , dünyanın en büyük gücüne sahip olan devletin yeni imparatoru Barak ile , bu büyük devletin arkasına sığınarak geleceğin dünya imparatorluğunu merkezi coğrafyada kurmak üzere harekete geçmiş olan siyonist savaş devletinin savunma bakanı Barak , dünya haritasının merkezi devleti konumundaki Türkiye Cumhuriyetini iki Barak arasında sıkıştırtırmışlardır . İki Barak arasına sıkışıp kalan Türkiye’nin kaçıp sığınacağı bir başka Baraka’da yoktur . Dünyanın orta yerinde ortalıkta kalan ve dostları tarafında ortada sahipsizliğe terkedilen Türk devletinin önümüzdeki dönemde , iki Barak merkezli dış politika zorlamaları ve yönlendirmeleriyle muhatap kalacağı şimdiden görülmektedir . ABD’nin yeni imparatoru en büyük güce sahip devletin olanaklarıyla bir Amerikan hegemonyası peşinde koşarken , bugünün küçük siyonist devletinin savaş makinası başında bulunan savunma bakanı da ,İsrail’in güvenliği gerekçesi doğrulmtusunda bütün merkezi coğrafyayı ,hatta daha da ileri giderek dünya ana karasını her türlü saldırgan ve savaşkan politikalarla karşı karşıya getirebilecektir . İki Barak yeni hegemonyalar ardında koşarken , bütün dünya devletleriyle beraber Türkiye’yi de her zaman savaş,terör ve işgal tehditleriyle karşı karşıya bırakabileceklerdir . Bu nedenle , yakın gelecek ve yirmibirinci yüzyıl ciddi bir savaş ve kaos tehdidi ile karşı karşıya bulunmaktadır . Türk dış politikası bu doğrultuda , Türkiye’nin güvenliği ve cumhuriyet rejiminin sürekliliği çerçevesinde , savaş ve terör önleyici bir diplomasiye acilen öncelik vermek zorundadır .
Siyono-emperyalizmin kontrolu altında bulunan dünya basını ve medya bütünüyle Amerikan ve İsrail çıkarları doğrultusunda yönlendirildiği için iki Barak’ın başında bulunduğu saldırgan ittifakın önümüzdeki dönemde Orta Doğu ve buna paralel olarak dünyanın çeşitli bölgelerinde sıcak çatışma senaryolarını devreye sokmaları mümkün görünmektedir . Yedi milyarı aşan bir büyük nüfus çoğunluğuna sahip bulunan bugünün dünyasını yönetmek artık eskisi gibi kolay olmayacaktır . Afyon savaşı ile uykuya terkedilmiş Çin gibi devler uyanırken , eski sömürgelerden mlilyarlık nüfuslara sahip Hindistan gibi kıta devletleri öne çıkmakta , Sovyetler Birliği sonrasında dünyanın altıda bir alanını kontrol eden en geniş ülkeye sahip kocaman bir Rusya Federasyonu ABD ‘ye açıkca meydan okuyabilmektedir . ABD gibi bir büyük robotu ve bu süper güce dayalı bir emperyal hegemonyayı küresel alanda egemen kılmak isteyen siyono-emperyalizm ABD-İsrail ittifakı ile insanlığın önüne çıkmakta ve kendi çıkarları sözkonusu olduğunda başta Birleşmiş Milletler kararları olmak üzere bütün uluslararası kuruluşların kararlarını ya veto etmekteler ya da tanımayarak çinemektedirler . Bu iki devleti kendi çıkarları doğrultusunda bütün dünyaya karşı kullanmağa devam eden büyük patronlar klübü , bir avuç azınlık olarak yedi milyar insanın geleceği ve yazgısı ile uğraşmaktadır . Bu nedenle de hem bütün dünya hem de insanlık yirmibirinci yüzyılın başlarında çok büyük bir tehditler karmaşası ile karşı karşıya bulunmaktadır . ABD bu anlamda küresel , İsrail de bir bölgesel savaş makinası görünümü vermekte ve bu nedenle de bütün dünya devletleri ve halkları tarafından ciddi boyutlarda eleştirilmektedirler . Eleştiriler zaman içerisinde artan korku ile bir karşıtlığa dönüşmekte ve bütün dünya ülkelerinde ABD ile İsrail karşıtlığı neredeyse yüzde yüz e yakın bir oranda düşmanlığa dönüşmektedir . Türkiye’de iki Barak arasında sıkışıp kalan konumu ile , bu karşıtlığın yüzde doksanlara vardığı bir aşamadadır .
ABD-İsrail ittifakının küreselleşme masalları üzerinden yürüttüğü dünya egemenliği projelerinin yirmi yıl sonra iflas etmesiyle , Beyaz Amerika rüyası sona ermiştir . Dünya finans-kapitalini elinde tutan büyük patronlar klübü bir avuç azınlık olarak kendi çıkarlarını iki savaş makinası devlet üzerinden empoze etmeğe devam ettikleri sürece , sadece Türkiye değil ama bütün dünya ülkeleri iki Barak arasında sıkışıp kalarak yokolmağa doğru sürükleneceklerdir çünkü iki Barak’ın başlarında bulundukları devletler savaş makinaları olarak örgütlenmişlerdir . Büyük olanı küresel jandarmalığa soyunduğu için dünyanın her yerinde , silah şirketlerinin çıkarları doğrultsunda sıcak çatışmaların ardında koşmakta , bu büyük yapının uzantısı olarak Orta Doğu’da kurulmuş olan küçük savaş makinası ise , kurulduğu günden bu yana dünyanın merkezi alanını savaşlara mahkum etmiş ve barışı bu bölgeden kovmuştur . Her iki devlet dünyanın bugünkü yapısını beğenmemekte ,haritaları kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmeğe çalışırlarken , bölgesel sıcak çatışma senaryolarından yeni küçük devletler çıkartarak karşılarındaki büyük devletlerin güçlerini kırmak için çaba göstermektedirler . Bu durum devam ettiği sürece bütün dünyayı bir büyük üçüncü dünya savaşı tehlikesi beklemekte , hiç bir güç de böylesine olumsuz bir sürecin önünü kesememektedir . Büyük devlet olarak ABD bütün ülkeler için bir saldırgan tehdit konumunda ısrarla baskı uygularken , küçük devlet İsrail’de inançlara dayalı bir Armageddon savaşı doğrultusunda dünyanın merkezinden kıyamet senaryolarını yavaş yavaş devreye sokmaktadır . Böylesine olumsuz bir gidişe seyirci kalmanın insanlığın ve dünyanın yokoluşunu kabül etmek anlamına geleceği açıktır .
İki Barak arasına sıkışıp kalan Türkiye Cumhuriyeti yeni dönemde her türlü savaşa karşı çıkan barış politikaları geliştirmek zorundadır . Merkezi bölgeyi ele geçirme planları doğrultusunda Türkiye’nin içinde bir iç çatışma ya da gerginlik tırmanmalarına karşı dikkatli davranılırken ,demokrasi görünümlü altkimlikçiliğin ulusal yapıyı parçalayarak bir iç savaş senaryosuna neden olmasına da acilen önlemek gerekmektedir . Türk devleti kendisi ile beraber merkezi coğrafyayı tehdit etmekte olan bütün terör ve savaş planlarına karşı aynı tehditlere maruz kalan bölge ülkeleri ve komşuları ile biraraya gelerek , bölgesel güvenlik ve savunma işbirliği ve ittifakları na acilen yönlenmek zorundadır ,aksi takdirde emperyalizmin küresel güvenlik planlarına alet olmaktan Türk devletinin kurtulabilmesi çok zor olacaktır . Bir saldırı ve savaş planı olan Büyük Orta Doğu Projesini Amerikan dışişleri bakanı yirmi iki devletin sınırlarının değiştirileceği ile açıklaması da bu ülkelerin savaş,saldırı ve terör tehditleri ile karşı karşıya kaldıklarını açıkca göstermektedir . Küreselleşmenin yirmi yılı şimdiye kadar terör,saldırı,işgal ve savaş olayları dolu geçtiği için , bütün dünya ülkeleri ciddi güvenlik tehditleri ile karşı karşıya bulunmaktadır . İki devlet üzerinden yürütülen siyono-emperyalizmin bütün dünyayı sömürgeleştirmesine karşı yeni bir barış hareketinin Orta Doğu’da devreye girebilmesi için Türkiye Cumhuriyetinin öncülük yapması zorunluluğu vardır . Bunun için de ,Türk dışişlerinin artık batı ağırlıklı yönlendirmelerin dışına çıkarak daha bağımsız ve özgürlükçü bir yaklaşım ile yeni bölge ve dünya dengelerinin oluşumuna katkıda bulunması gerekmektedir .
Küçük devletin Barak’ı Gazze’yi ezip geçerken gene binlerce Filistinlinin ölümüne neden olabilmektedir . İşbirlikçi yönetimlerin egemen olduğu Arap ülkeleri bu saldırganlığı izlerken , dünyanın en büyük devletinin başına da yeni Barak bir imparator gibi geçmektedir .Önceki devlet başkanının bitirdiği Amerikan prestijini yeniden onarabilmek üzere Beyaz Saray’a bir siyahı oturtabilen savaş makinası devlet , batı merkezli beyaz uygarlığının bitişi aşamasında siyah bir başkan ile dünya uluslarına daha yakın duracak bir konum elde etmeğe çalışmaktadır ., Afrika’nın içler acısı durumunu istismar etmek üzere bir Afrika kökenli babanın oğlu olarak yeni Barak , siyono-emperyalizmin yoluna yirmibirinci yüzyılda maske değiştirerek devam edebilmesinin alternatif yollarını arayacaktır . Böylesine bir misyonu gerç ekleştirmeğe çalışırken , küçük devletin Barak’ı ile merkezi alanda yeni savaş senaryolarını gündeme getirebilirler . Bu nedenle , savaşçı iki Barak arasına sıkışıp kalan Türk devletinin önümüzdeki dönemde öncelikli dış politikası, savaş karşıtı bir platform ya da ittifakın tıpkı Atatürk’ün ikinci dünya savaşı öncesinde bölgesel barış için gündeme getirdiği Sadabat Paktı gibi , merkezi coğrafyada yeni bir bölgesel güvenlik örgütünün kurulmasına ağırlık vermek olacaktır . Türkiye’nin güvenliğini yeteri kadar düşünmeyen batı ittifakının Türkiye politikalarının tartışılmasıyla beraber ,böylesine bir bölgesel oluşumun gündeme gelebilmesinin önü açılacaktır . İki Barak arasında savaş senaryolarına sürüklenmekten kurtulabilmek için, hem bölge ülkeleriyle dayanışma hem de dünyanın yeni büyük güçleri ile barış için yeni dengeler aranmasına Türk dış politikası öncelik vermek zorundadır . Türkiye Cumhuriyetinin yirmibirinci yüzyılda yoluna devam edebilmesinin bundan başka yolu kalmadığı artık açıkca anlaşılmaktadır . Proaktif davranacak ve Türkiye merkezli güvenlik stratejileri üretecek bir Türk dışişleri Atatürk Cumhuriyetinin yıkımına gidecek savaş senaryolarını önleyebilecektir . Büyük devletin Barak’ı ile dünya barışına giden yollar araştırılırken , küçük devletin Barak’ının bu bölgede yeni Gazze senaryolarını devreye sokmasına karşı çıkılmalıdır . Bütün bu tür girişimlerde hem bölge ülkeleriyle hem de diğer büyük güçlerle ortak hareket edebilmenin yolları aranmalıdır . Böylece Türkiye iki Barak arasında sıkışıp yokolmaktan kurtulabilecektir . Türkiye Cumhuriyetinin dost ve müttefiki olmduğunu söyleyen bütün devletlerin bu durumu görerek, daha çok Türkiye’yi anlayan yaklaşımlar içinde olmaları dünya barışı açısından zorunlu görünmektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder